Ali Aydın

Fare Kapanı

31.12.2018
Fare Kapanı

Kimi tiyatro oyunları dekor, kostüm, ışık, müzik, oyunculuklar, yönetmenlik ve hikâye gibi her bağlamda izleyiciyi tatmin eder, sanatsal coşkuyu sonuna kadar diri tutarak tiyatrosevere ‘’iyi ki bu oyunu ıskalamamışım’’ dedirtmeyi başarır. Ankara DT’nin bu sezon prömiyerini yaptığı oyunlar arasında en çok ses getiren prodüksiyonlardan biri olarak dikkat çeken ‘’Fare Kapanı’’ böyle bir oyun ve her ayın en az yirmi günü Şinasi Sahnesi’nde izleyicisiyle buluşuyor.

İki buçuk saatlik uzun süresine, Şinasi Sahnesi’nin dar koltuklarına, inanılmaz sıcak ve havasız ortamına rağmen sıkmadan, koparmadan kendisini izletmeyi başarıyor. O kadar özenilmiş, didiklenmiş, emek verilmiş ki her ayrıntı saygı uyandırıyor.

Gerilimin ve mizahın dozunda yer bulduğu oyunda, soğuk ve kar fırtınası ile geçen bir kış günü, Londra’da işlenen bir cinayet sonrası, yeni evli bir çiftin işlettiği dağ motelinde mahsur kalan insanların gittikçe ilginçleşen, gizemli öyküleri anlatılıyor. Polisiye hikâyenin içeriği zaten Agatha Christie eserinden uyarlama olduğu için ilgi çekici ve merak duygusunu sürekli üst seviyede tutan bir kalitede olduğundan ve her anlatının spoiler verme riski barındırmasından dolayı öykü detaylarına çok fazla girmeye gerek yok. O yüzden oyunun hissettirdiklerine odaklanmak daha mantıklı olacaktır.

Neşe’dert’aşk’tan Alpay Ulusoy, Giordano Bruno, Joko’nun Doğum Günü gibi dev oyunlardan tanıdığım Durukan Ordu, Anna Karenina’dan Şevki Çepa gibi birbirinden değerli sekiz oyuncudan oluşan kadrosuyla da izlemeden çok şey vaat eden oyunun kalitesini yükselten ana unsurlar da dekor ve kostümlerdeki göz alıcı özen oluyor.

Kostümler ve dekor izleyeni o kadar atmosferin içine sokuyor ki; dışarıda yağan yoğun karın yolları tıkadığı soğuk bir dağ kasabasında, motele çevrilmiş eski ve görkemli bir mâlikânede, ortamın çok ısıtılamamasından dolayı yarı üşüyen yarı ısınan insanların iki buçuk saat boyunca katili arama veya katil olmadıklarını ispatlama çabalarını onlardan biriymişcesine izliyoruz. Şömineye her odun atılıp ateş harlandığında ortamdaki karakterler gibi kendimizi iyi hissediyoruz.

Oyunculukların da atmosferin oluşumunda büyük katkısı olmakla birlikte sanırım en büyük alkışı oyunun yönetmeni İpek Çeken hak ediyor. Zira oyun aynı zamanda görsel bir ziyafet olarak da dikkat çekiyor. Oyuncuların konumları, oturma düzenleri, biri konuşurken diğerlerinin konuşanı dinleme şekilleri ve hareketleri, mimikleri müthiş fotoğraflar çıkarıyor. O kompozisyonu izlemek ayrıca haz veriyor. Dinlerken edebi bir keyif veren güçlü diyaloglarıyla da göz dolduran oyunda karakterlerin psikolojik dönüşümleri de oldukça başarılı yansıtılmış.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.