Ali Aydın

Katı olan her şey buharlaşıyor

22.12.2018
Katı olan her şey buharlaşıyor

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü. Hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana…”

Charles Dickens İki Şehrin Hikayesi’nde Fransız İhtilalinin öncesi ve sonrasını kapsayarak okuyucuyu dönemin atmosferinin içinde kat edeceği eşsiz bir yolculuğa davet eder. Yolculuk yukarıdaki cümlelerle başlar. Dickens bu satırları 1859 senesinde Fransız İhtilalinden 70 sene sonra kaleme almıştır. Dickens’ın satırlarının az öncesinde 1848’de ise iki arkadaş, dünya tarihine mâl olacak bir metni bitirip yayınlamışlardı: Komünist Manifesto

Kendi çağlarına tanıklık eden bu iki adam modern olanın geri püskürtülemez biçimdeki gelişi ve meydana getirdiği / getireceği değişimi seziyor, görüyor boyutları ve koordinatlarına dair bir saptamayı manifestoya rapt ediyorlardı:

“Peşlerinde kadim ve hürmete şayan önyargılar ve kanaatler silsilesi sürükleyen tüm durgun, donuk ilişkiler silinip süpürülüyor; yeni ortaya çıkan her şey daha kemikleşemeden miadını dolduruyor. Katı olan her şey buharlaşıp havaya karışıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor…”

Manifestoda Marx ve Engels tarafından dile getirilen tespit üzerinden modernliğin anlamını tartışan Marshall Berman ise ‘Katı olan her şey buharlaşıyor’ isimli kitabında ister Dickens’ınkine benzer olsun ister Marx ve Engels’inkine, tanıklıkların önemine işaret eder.

“İlk modernistlerden öğreneceğimiz çok şey var; kendi çağları değil, bizim çağımız hakkında. Onların gündelik hayatlarının her anında, yaşayabilmek için bütün güçleriyle kavrayabilmek zorunda oldukları çelişkileri fark edemez olduk bizler.”

Çelişkiler içinde olduğumuz muhakkak!

Mahalleler buharlaşıyor…

Geçenlerde kentsel dönüşüme giren bir mahallede esnaf bir tanıdığı ziyaret ettim. Mahalle kentsel olarak dönüştükten sonra epey değişmiş. Yan yana, art arda, kol kola dizili bir blok yığının içinden mahalleye bakarken baktığım şeyin artık bir mahalle olmadığını görebiliyordum. Çok katlı, göz göz sayısız pencereden oluşan bu devasa bloklar eski Doğu Bloku ülkelerinin konut yaklaşımını tas tamam yansıtıyor gibiydiler. Bizde deyimlerde ev, “başını sokacak yer” olarak da adlandırılır. Ne var ki deyimsel anlamı bu kadar ciddiye alıp “başlarını soksunlar yeter” dercesine bir mimariyi insansız ve estetiksiz tasavvur etmenin bir anlamı yok.

Tarih  buharlaşıyor…

Aynı ziyarette esnaf olan tanıdık bana dönerek  “Hocam mahallenin ismini de değiştirdik!” dedi. Bunu söylerken sesine bir memnuniyet tınısı ilişmişti. Yetmiş yıllık mahallenin yeni adını sordum hemen. Aldığım cevap karşısında şaşırdım doğrusu. Şaka gibi! Meğer “Diriliş Ertuğrul Mahallesi” olmuş mahallenin ismi. Ertuğrul Gazi Mahallesi, dememişler, Diriliş Mahallesi de dememişler!

“Diriliş Ertuğrul”, demişler.

Neden?

Çünkü dizinin adı o! Mesele TV dizisi.

Olur olmaz yerde, anlamı – bağlamı düşünmeden, her türlü sembolü tüketime vermenin doymak bilmeyen iştahıyla “Ver mehteri!” demek gibi bir şey bu!

Oysaki sembollerin aşırı tüketimi anlamlarını tahriple sonuçlanır çoğu zaman.

Mahremiyet buharlaşıyor…

Jean Baudrillard’ın müstehcenlik tarifi tek başına bile durumun nasıl adlandırılması gerektiğini söylüyor. Baudrillard müstehcenliği, görünenin görünenden daha görünür olması olarak tanımlıyor. Yeni teknolojiler, internet,  sosyal medya derken toplumlar yeni payelerle etiketleniyorlar sürekli. An itibariyle toplumların birer birer “dikiz toplumu” haline geldikleri bile söylenebilir. Televizyon kendi programlarını buna göre uyarlamakta gecikmedi. Düşünsenize, İlk “Biri Bizi Gözetliyor” yayınından bu yana kaç yıl geçti.

Çocukluk buharlaşıyor…

Bir kategori olarak aslında moderndir çocukluk. Hepimizin çocukluk denildiğinde sahiplendiği anlam da o kategori içerisindeki modern tanımla uyumludur. Ne var ki modern olanın bile eskimeye yüz tuttuğu bu geç modern – postmodern dönemde çocukluk da buharlaştı…

Neil Postman yetişkinler ile çocukluklar arasındaki farkın yetişkinlerin dünyasına açık ama çocukların dünyasına kapalı bir tür “sır”  olduğunu söyler.  Yetişkinlerin bildiği buna karşın çocukların yetişkinliğe adım atacakları ana kadar asla bilemeyecekleri türden bilgilerden oluşur bu  “sır”. Mesela mahrem olanın bilgisi böyle bir sırdır. Mahremiyet perdesi kalkmışsa ve yetişkinler dünyasının “sır” olarak muhafaza ettiği bilgi çocuklar tarafından internet sayfalarında çoktan çözülmüşse!

O zaman çocukluğun buharlaşması hatta çocukluğun yok oluşu ile karşı karşıyayız.

***

Aile, eğitim, aşk, dindarlık…

Hepsi için uzun uzun konuşabiliriz.

Bir şeyler oluyor ve biz yaşarken oluyor tüm bunlar…

Katı olan her şey buharlaşıyor…

Tanıklık ediyoruz;  farkında olsak da olmasak da….

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.