Ali Aydın

Uchenik-The Student

25.05.2019
Uchenik-The Student

Elinden hiç eksik etmediği ve ezberlediği İncil’den ayetlerle konuşan lise öğrencisi Veniamin Yuzhin, inanç ve değerlerine aykırı gördüğü eğitim sistemine karşı provakatif bir savaş başlatmıştır. Yuzhin, okuduğu ayetleri literal düzeyde algılayan, bağlamından kopuk olarak anladığı ayetleri muhataplarına yönelttiği etkili bir silah olarak kullanan bir dindardır ancak dini anladığı, tanrı’nın muradına vakıf olduğu şüphelidir. Onun için din, oluşmakta olan kişiliğine giydirdiği bir savunma ve saldırı mekanizmasıdır sadece. Ayetleri öncesi ve sonrasından, indiği ortamdan ve bağlamdan bağımsız olarak okuyan ve dini, kıyıcı dünya görüşlerinin yıkım aracı olarak kullanan dar görüşlü bir takım selefi örgütlerin benzeri bir yaklaşıma sahip olan Yuzhin, iyi bir hatip, etkili bir vaizdir aynı zamanda. 

Kızların bikini giymesinden dolayı yüzme derslerini protesto eden, bu yüzden öğretmenleri ve idare ile karşı karşıya gelmekten çekinmeyen Yuzhin, cinsel bilinçlendirme temalı derste çırılçıplak soyunarak, bu halde masaların üzerinde vaaz vererek dersin içeriğini protesto edecek, tüm ilgiyi üstüne çekecektir. Aynı şekilde evrim konulu derste de maymun kostümüyle ortalığı birbirine katacak olan Yuzhin, bu süreçte sürekli verdiği vaazlarla insanları etkilemeye, inanç sistemine üye kazandırmaya çalışacaktır. Ancak her geçen olayda biraz daha radikalleşen ve kontrolden çıkma temayülü gösteren öğrenciyi anlamak ve onun argümanlarını etkisiz hale getirmek için mücadele verecek olan, bilimsel ve laik eğitimi şiar edinmiş, kendisini çağdaş eğitimin ev sahibi ve silahşörü olarak gören Elena Krasnova adlı öğretmen ile Yuzhin arasında gerilimin sürekli tırmandığı soğuk bir savaş başlayacaktır. 

Ana hatlarıyla özetlediğimiz film, sık sık ülkemizde de gerilime neden olan müfredat tartışmaları ve dindar-kindar nesil, gerici-laik eğitim, evrim-cihad, bilimsel-dinsel eğitim dikotomisinin Rusya’da da tartışıldığını ortaya koyuyor. 2016 yılı Rusya yapımı filmin bunların yanı sıra Rus toplumunun sosyo-kültürel yönlerine, aile yapısına, ebeveyn-çocuk ilişkisine, Rus gençlerinin yaşam tarzlarına ve dünyayı algılama biçimlerine göz gezdirdiğini, kimi noktaların da altını kalınca çizdiğini söyleyebiliriz. Tüm bunlar ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte film bağlamında zorunlu-kitlesel modern okul sisteminin politik yapısına ve amaçlarına, dolayısıyla da müfredat tartışmalarının neye tekabül ettiğine veya neyin üzerini örtme çabası olduğuna dair birkaç işaretlemede bulunmak istiyorum. 

İlk olarak, yaklaşık yüz-yüz elli yıllık bir geçmişi olan zorunlu okul sisteminin ideolojik-politik bir içeriğe sahip olduğunu kabul etmeliyiz. İster sosyalist, ister Kemalist, isterse dindar olsun, son tahlilde tüm ideolojiler modern eğitim sistemini zorunlu kılar ve okulları devlet eliyle insan üreten fabrikalar olarak kullanırlar. Kimisi üretmek istediği insana ”altın nesil” der, kimisi laik-çağdaş nesil der, kimisi de sosyalist jenerasyon… Sonuçta hepsinin ortak noktası zorunlu-kitlesel eğitimi politik bir mühendisliğin aparatı olarak görmektir. Hangi politik hedef veya ideolojik amaçla yola çıkılırsa çıkılsın okul; aynı kurgusal zeminde, aynı yapılanma ve amaçlılık ile iş görür. Birbirlerinden farklı gibi görünmelerine rağmen eğitim sisteminin yapısal arızaları, tarafların asla umurunda değildir. Reform talepleri daha çok müfredat yani öğrenciye verilecek içerik ve verilme yöntemleri, teknolojinin kullanımı, sınıf yönetimi vs gibi daha çok işin tali boyutu ile sınırlıdır. 

Müfredat, Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer’in de üzerinde durduğu gibi teknik tanımlamaların ötesinde ve özünde bir ”seçme ve eleme”den ibarettir. ”sınırsız bir bilgi evreni içerisinde neyi aldığınız, neyi dışarıda bıraktığınız, neyi öne çıkardığınız ve önemsediğiniz, neyi geride bıraktığınız ve sıradanlaştırdığınız önemlidir ve bu seçimlerin hiçbirisi asla tesadüfi değildir.” çünkü kurumsal eğitim salt teknik ve pedagojik değil esas olarak ideolojik ve politiktir. Filmde laik ve bilimsel eğitimi temsil eden öğretmenin, öğrencilere bikini giydirmesi, sınıfa getirdiği havuç ve prezervatiflerle cinsel korunma eğitimi vermesi, evrim konusu üzerinde varoluşsal bir kavga vermesi ile dinci öğrencinin tüm bunlara karşı çıkarken sorun ettikleri ana unsur kimin dünya görüşünün eğitimin mihenk noktası olarak kullanılacağı meselesidir. Modern eğitim sisteminin yapısı, zorunluluğu, felsefesi,  kitlesel oluşu, yasal dayanakları vs. kesinlikle gündemlerinde olmadığı gibi bu saydığımız unsurlar onların gözünde dokunulmaz ve eleştirilemez bir makama sahiptirler. Önemli olan neslin hangi kültür ve inanç evrenine göre şekillendirileceği veya hangi kültür ve inanç evreninin kodlarından arındırılacağı meselesidir. 

Filmde dinci-gerici yaklaşımı temsil eden öğrenci ile pozitivist dünya görüşünü temsil eden öğretmen iki aşırı ucu betimliyorlar. İki arada bir derede kalan idareciler de orta yolu bulmaya çalışıyorlar, sıkıştıkları durumda öğretmeni harcamaktan da geri durmuyorlar. Zorunlu okul sisteminde idareye biçilen misyon; inisiyatif kullanmadan kendisine dikte edilen kuralları uygulaması, olabildiğince sorun çıkmamasını sağlayarak okulun rutin işleyişini sağlamasıdır. Asgari kurallar uygulanıyor ve sınıflarda dersler düzenli olarak işlenebiliyorsa idareci başarılı addedilir, zira idarecinin görevi bir nevi gardiyanlıktır. Hatta öğretmenin de işlevi ondan farklı değildir. Öğretmenin nitelikli olması veya olmaması pek fark etmez. İşi yapan derslerde verilen kazanımlardır, neyi öne çıkardığınız veya geriye sakladığınızdır, yani gizli ve resmi versiyonlarıyla müfredattır. 

Film; iki aşırı ucu, ifrat ve tefriti temsil eden öğrenci ve öğretmen arasındaki savaşta net şekilde bilimsel, laik, aydınlanmacı olarak nitelediği öğretmenden yana duruş sergiliyor. Din-bilim çatışmasını eksenine alan filmin; toplum imal eden, vatandaş üreten bir otomasyon sistemi olarak işlev gören eğitim sisteminin ”ideolojik aygıt” olarak kullanılmasıyla sorunu yok. Resmi ideolojinin ”tek hakikat” olarak görülerek okulların bu ideolojiyi aktaran endoktrinasyon merkezleri olarak kullanılmasıyla da bir hesabı yok. Öğrencilerin ”her insan biriciktir” anlayışıyla zihinsel, fiziksel, sosyal ve bireysel gelişimlerine gerçek anlamda cevap verecek bir yapıya evrilmesini sağlamaya yönelik bir derdi de olmadığı gibi bu yönde en küçük bir belirteç de kullanmıyor.

Filmin finalinde okuldan kovulan öğretmenin ağlayarak merdivenlerden inerken öldürülen bir öğrencinin hayalinin kendisine seslenmesiyle ”hiçbir yere gitmiyorum” diyerek geri dönmesi, çıkardığı ayakkabılarını sınıfın orta yerine çivi ile çaktıktan sonra tekrar ayağına giymesi ve hıçkırarak ağlarken bir yandan da ”hiçbir yere gitmiyorum. Çünkü buraya aitim! Gitmiyorum, buraya aitim. O buraya ait değil…” diyerek kendinden geçmesi, verilen mücadelenin içeriğine, esasına, neyin savaşının verildiğine ve dikkat çekmek istediğimiz meseleye dair ana fikri verecektir

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. faruk özel dedi ki:

    film çok güncel bir konuya parmak basmış,ilgiyle izledim.”resmi dinin resmi anlayışla” nasıl uyum içerisinde hareket ettiklerini görüyoruz burada.bizim okullarımız bu filmdeki bu tip tartışmaların yapılamayacağı kurumlar olarak var önümüzde.resmi anlayışa karşı çıkan Yuzhin bizde olsa çoktan örgün egitim dışına çıkarılırdı,sanki bu meseleye çözümmüş gibi.bu arada ,ne din ne zorunlu/çağdaş egitim gençlerin dünyaya bakışlarına ve beklentilerine sağlıklı cevaplar veremiyor,bu yüzden okulla,anne babayla çatışmalar kaçınılmaz oluyor.