Ali Aydın

Detachment

17.12.2018
Detachment

American History X ile ırkçılık ve ayrımcılığı masaya yatırıp defterini düren Tony Kaye, bu kez eğitim sistemi üzerinden Amerikan gençliği, aile yapısı, öğretmenlerin iç dünyası ve genel olarak hayatın kendisini irdeliyor.

Camus‘dan alıntı ile başlayıp Poe‘dan anekdotla biten, Orwel‘a atıflarla derinlik kazanan filmi izlerken; kah şiir veya edebi değeri üst seviyede bir roman okuyor hissine kapılıyor, kah felsefi bir kitabın sayfalarını çevirirken buluyorsunuz kendinizi. Genel olarak ise sıkı bir belgeselin içindeymişsiniz havası verilmiş. Filmin rengi, atmosferi, kamera hareketleri ile kısa sürede bütüne yayılmış karamsar havaya kaptırıyorsunuz kendinizi.

Popüler oyuncularla kotarılmış bağımsız sinema ürünü olan Detachment, depresif ve umutsuz bir film.  Sevginin çözüm olabileceğine dair cılız imalar olmakla birlikte çizilen karamsar tablodan herhangi bir çıkış yolu da önerilmiyor. Aynı zamanda rahatsız edici şekilde sert ve gerçekçi. Belli ki izleyici rahatsız edilmek istenmiş. Kurguda kopukluklar göze çarpıyor fakat yönetmenin sorunu farklı olduğu için önemsemiyorsunuz. Film bittiğinde ‘Requiem for a Dream’ izledikten sonra yaşadığınız haleti aynen yaşıyorsunuz.

Tanıtımı okunduğunda, sorunlu bir okula atanan öğretmenin bir mucizeyi gerçekleştirmesi içerikli sıradan bir eğitim filmi zannedilse de Camus ile yapılan girişle birlikte sıra dışı bir yapımla muhatap olacağınızı anlıyorsunuz. O anlamda benzer türdeki yapımların barındırdığı hemen hemen tüm klişelerden uzak durulmuş diyebiliriz.

‘Ve hayatımda aynı anda hiç böylesine kendimden kopmuş ve bir o kadar da kendimde hissetmemiştim.’ cümlesiyle başlayan film, yedek öğretmenin parçalanmış psikolojisini yansıtmaya yettiği gibi film boyunca nelerle karşılaşacağınıza dair ipucu da veriyor.

Henry Barthes travmatik geçmişinden gelen depresif kişiliğe sahip, ihtiyaç duyulan okullarda geçici öğretmenlik yapan biridir. İç dünyasında derin bir melankoli yaşayan, caddelerde amaçsız yürürken veya otobüste, kendisi henüz yedi yaşındayken, intihar eden annesini hatırlayıp hıçkırıklarla ağlayan, gözleri sürekli nemli ve hüzünlü olan Barthes aynı zamanda sosyal sorumluluklarının bilincinde bir karakterdir. Bunu ‘Hissiz olmak kolaydır. Bir şeyi önemsemekse cesaret ve ahlak ister’ gibi bir felsefeye dayandırır. Bu bağlamda annesinin ölümüne dair ilintisini çözemediği yaşlı ve hasta dedesiyle ilgilenirken, otobüste ücretini alamadığı müşterisinden dayak yiyen çocukluktan henüz çıkmamış bir sokak fahişesine hayatını tekrar kazandırmaya veya bunalımdaki öğrencilerine yardımcı olmaya çalışırken görürüz onu sık sık.

Öğrencilerine ‘Öldüğünüzü farzedin. Bir arkadaşınız ya da aileniz cenazenizde ne söylerdi?’ gibi sorgulatıcı kompoziyon ödevleri veren Barthes, aynı zamanda çantasını duvara fırlatıp kendisini de çanta gibi yapacağı tehdidinde bulunan öğrencisine ‘O çanta, içi bomboş ve hisleri yok, onu incitemezsin. Benim de hislerim yok.’ diyecek kadar Camus‘un ‘Yabancı’sındaki karaktere benzer bir yabancılaşma yaşamaktadır. Aynı psikolojiyi “Bugün bir şeyi farkettim. Ben aslında yokum. Beni görebilirsin ama ben sadece boşluğum.” cümlesinde de görebiliyoruz.

Çalıştığı okuldaki tüm öğretmenler mutsuz ve umutlarını yitirmiş insanlardır. Kimisi tımarhane olarak tanımladığı okuldaki öğrenci ve velilerin yarısını katletmemek için ilaç kullanırken, kimisi başarıyı artıramadığından dolayı devlet tarafından emekliliğe zorlandığı için psikolojik bunalımların girdabında kaybolmuş, kimisi de kendisini görünmez zannedecek kadar hayata yabancılaşmış ve silinmiş kişiliklere sahiptir. Acılara merhem olması beklenen rehberlik öğretmeni bile gerçeklerden uzak yaşayan lakayt öğrencisine ilerde başına gelecekleri sinir krizi geçirerek dakikalarca haykıracak kadar dengeyi kaybetmiştir.

‘Hepimizin sorunları var. Hepimizin baş ettiği şeyler var. Ve hepimiz, bu sorunları gece yanımızda eve taşıyoruz. Sabah da yanımızda işe taşıyoruz. Sanırım bu, denizde çırpınan birine can yeleğini atacağın sırada, kendinin de can yeleği veya güvenlik ağı olmadan, denizde sürüklendiğini sezip, durumun farkına varmanın verdiği çaresizlik.’ gibi monologlarla eğitim veren insanların içinde bulundukları tükenmişlik çarpıcı örneklerle betimleniyor. Bunu yaparken sanki okulların misyonunun eğitim vermekten ziyade öğretimle sınırlı olması gerektiği mesajı verildiğini hissediyorsunuz.

Sorunlu ve sorumsuz öğrenciler, her sorunda okulu ve öğretmenleri suçlayan saygısız ve ilgisiz veliler, sürekli sınav başarısı beklentisi içinde olan eğitim bürokrasisi ve baş etmek zorunda olduğu kendi hayatındaki sorunlarla öğretmenlerin iş ve iç dünyasına çevrilmiş projeksiyon. Öğretmenliğin her an güçlü ve sorun çözücü olunması beklenen, bedensel ve ruhsal yönleriyle yorucu ve yıpratıcı olduğu kadar sorumluluğunun çok büyük bir meslek olduğu, kar tatili var diye seçilemeyecek kadar ciddi bir iş olduğu, okuldaki her bir öğretmenin özel ve mesleki hayatına atılan kısa bakışlarla gösterilmeye çalışılmış.

En sorunlu öğrencilerin velilerinin de feci derecede sorunlu olduğunu irdelerken yaptığı şu öneri dikkate ve üzerinde düşünmeye değer: ‘İnsanlarda ebeveyn olmadan önce bazı şartlar aranmalı ve bu konuda onlara eğitim verilmeli.’

Babası tarafından aşağılanan, sanatsal eğilimi ve yetenekleri küçümsenen, kilo verip erkek arkadaş bulması önerilen, anlamak için en küçük çaba dahi gösterilmeyen, sınıf arkadaşları tarafından da dışlanmış duygulu ve yalnız Meredith’in sürüklendiği uçurum insanda bu sözü hayata geçirme arzusu uyandırıyor.

Yine Barthes‘in ders anlatırken ‘1984’ romanına atıf yaparak ‘doğru olmadığını bildiğimiz halde yalanlara kasten inanmak üzerine günlük hayattan örnekler’ diye çirkefleşmiş sistemi tasvir ettiği kısım filme derinlik katar nitelikteydi: ”Benim mutlu olmak için güzel olmam lazım. Güzel olmak için estetik yaptırmam lazım. Zayıf olmam, ünlü olmam, şık olmam lazım. Günümüzde delikanlılara kadınların orospu oldukları söyleniyor. Sürtük oldukları, onları becermeleri, dövmeleri, aşağılamaları, onlardan utanmaları söyleniyor. Kadınlar bir pazarlama kurbanı.”

Her gün 24 saat, ölene dek bazı güçler bizi aptallaştırmak için sürekli çalışacak. Bu yüzden kendimizi savunmak ve bu saçmalığı beynimize sokma girişimleriyle mücadele etmek için hayal gücümüzü canlandıracak, vicdanımızı ve inanç sistemimizi geliştirecek tarzda okumayı öğrenmeliyiz. Zihnimizi savunmak ve korumak için okuma alışkanlığı kazanmalıyız.”

‘’Koridorda yürürken veya sınıftayken kaçınız omuzlarına çöken büyük bir ağırlık hissediyor’’ sorusuyla öğrencilerin taşımaları beklenen yükün ne kadar ağır olduğunu belirtmek isteyen Barthes; ruhu olan, yaşayan bir varlık olarak gördüğü okul binasının yerle bir olmaya başladığı, koridorda uçuşan kâğıtlarla hazan yapraklarının birbirine karıştığı bir fonda, dokunaklı bir ses ve şiirsel bir tonda Poe’dan okuduğu alıntı finali daha da çarpıcı kılıyor:

‘‘O yıl güz mevsiminde sıkıcı, kasvetli ve sessiz günde, bulutlar bunaltıcı şekilde yere yakın halde havada süzülürken, at sırtında tek başıma, tuhaf bir şekilde hüzün veren kırsal alanda ilerliyordum.

Nihayet akşam karanlığı çöktüğü sırada Usher’ın Evi’nin hüzünlü manzarasıyla karşılaştım.

Nasıl göründüğünü biliyordum. Ama yine de binaya ilk baktığımda ruhumu dayanılmaz bir sıkıntı sardı.

Malikânenin basit manzarasına, çıplak duvarlarına ve çürümüş ağaçların beyaz gövdelerine baktım.

Tam bir ruh buhranı içinde kalbimde bir soğukluk, bir çöküş, bir tiksinti hissettim.’’

Adrian Brody ve Sami Gayle’in harikalar yarattığı filmde yan karakterler de sıra dışı oyunculardan kurulu. James CaanMarcia Gay HardenLucy LuiChristina Hendricks ve bonus olarak da Breaking Bad’den Bryan Cranston böylesi bir bağımsız filme katkı sunmuşlar. Ray Lamontagne’ den ‘Empty’ adlı şarkı da tüm duygusallığı ile orta yerinde dâhil olduğu filmin içeriğindeki hüzünlü boyutla müthiş bir bütünleşme yaratmış.

İçeriği, oyunculukları, felsefesi ve müzikleriyle kült film standartlarını zorlayan Detachment, etkileyici ve bünyede iz bırakan bir film. Yalnız bu kadroya bakıp, afişindeki sınıf ortamına aldanıp güzel kızlarla yakışıklı erkeklerin cirit attığı partili, renkli kolej filmi zannetme yanlışına düşülerek izlenirse hayal kırıklığı yaratabilir.

ETİKETLER: ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.