Ali Aydın

Gerçekten kaçma veya eğitimdeki ahvalimiz

22.12.2018
Gerçekten kaçma veya eğitimdeki ahvalimiz

‘Türkiye’de aydınlar, Tanzimat’tan bu yana iki kampa ayrılmışlardır. Bunlar birbirlerinin kanına susamış olsalar bile bir tek ana noktada yüzde 100 birleşmektedirler, Gerçekten Kaçma’da… Birinci kamp geçmişe kaçmaya çabalarken, ikinci kamp geleceğe doğru kaçmaya uğraşmaktadır ki, iki kaçış da gerçeği bulmayı geciktirme işinde farksızdır’ diyor Kemal Tahir. ‘Gerçekten Kaçma’nın Kemal Tahir’in ileri sürdüğü gibi geçmişe veya geleceğe sığınma üzerinden gerçekleşmesi gerekmiyor. Aydınlarla sınırlı olması da gerekmiyor. Pekala bu hastalıklı hale bürokrasiniz, sivil toplum yapılarınız hatta bilfiil toplum da kendisini esir düşürebilir. 

‘Gerçekten Kaçma’, kayıp veya müstakbel ütopyalar uğruna bugünün araçsallaştırılması olarak algılanmamalı. Buradaki gerçeklikten kaçış, Hz. Ömer’in ‘Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz’ uyarısındaki alternatif bir yaşam alanı/pratiği oluşturma çabası da değil. Bu tarz bir ‘Gerçekten Kaçış’, özünde gerçeklikle hesaplaşma iddiasını, varsayımını barındırıyor. Oysa bugün karşı karşıya olduğumuz ‘gerçekten kaçış’ , geçmişte veya gelecekte olduğu varsayılan bir ütopya lehine bugüne tavır almadan ziyade bugünle yüzleşme arzusundan, cesaretinden, donanımından yoksun olmakla ilgili. Deve kuşunun tehlike karşısında başını kuma gömerek kaçmaya çalışmasına benziyor. Daha doğrusu bu ‘gerçekten kaçma’, yürürlükteki gerçeğin aynıyla devam etmesine engel olmamak için bir alan açma, pürüz çıkarmama teşebbüsüdür. Dolayısıyla ‘Gerçekten Kaçış’ta ilk başta göze çarpan rahatsızlık, kabullenmeme tavrı, bir yaşam belirtisi sayılabilecek rahatsızlıktan, kabullenmemeden ziyade bir kendini/kendimizi kandırma gayretkeşliğinden kaynaklanıyor. Mevcuda tavır almak veya gerçekten kaçmamak sadece mevcudu, mevcudun değişen koşullarını gözden geçirmeyi gerektirdiği için değil aynı zamanda bu koşullar içerisinde hayat sürmekte olan ‘beni/bizi’ de kapsayan ve bu beni/bizi değişime zorlayan varoluşsal bir mücadele olduğu için zordur. Bu zorluğu göğüslemek yerine ‘göğüslüyormuş gibi’ yaparak gerçeklikten kaçmanın kimseye bir fayda sağlamayacağı açık.

Ülkemizi ve ülkemiz sathını aşarak küresel ölçekte yaygınlık kazanan ‘gerçekten kaçma’ halinin sanırım en fazla hayat bulduğu alan, eğitim alanıdır. Düşünsel, felsefi, ekonomi-politik anlayışı ve aygıtları ile modern devlet, malum olduğu üzere bir mega mühendis olarak tarihteki yerini aldı. Eğitim de bu rolün gerçekleştirilmesi için tekele alınıp özenle kullanılcak enstrümanlardan biri olarak konumlandırıldı. Bu faslı uzun uzun anlatmak artık gereksiz. Süreç boyunca dillendirilen söylemi, kullanılan araçları ve alınan mesafeyi  biliyoruz. Biliyoruz ancak bu bilmemize eşlik eden, etmesi gereken iş ve işlemler yok. Biliyoruz ancak bu bilmemizin bilme olduğuna ilişkin şüphe oluşturucu bir vaziyetimiz var.

Kemal Tahir’in ‘gerçekten kaçma’ olarak tespit ettiği husus burada açığa çıkıyor. Nasıl mı? Eğitim faslından devam ediyoruz. Zorunlu eğitime ilişkin ilk nüvelerin atıldığı 18. yüzyılın başından bugüne değin değişen sosyal, kültürel, siyasi, ekonomik ve düşünsel-felsefi dönüşümlere karşın eğitim-öğretim faaliyeti tüm bu değişim-dönüşümlerden bağımsız olarak sabit-steril bir alanda icra ediliyormuşçasına aynı şeyleri aynı şekilde yapmakta ısrar ediyoruz. Uygulamaya geçirdiğimiz politikaları gelen veriler üzerinden değiştirmek, gözden geçirmek, yeniden ele almak vs. gibi yapılması gereken işlemler yerine fi tarihinde tespit edilip uygulamaya sokulan politikadan şaşmamayı marifet sayıyoruz. 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi kapsamında öğretmen niteliğini arttırmaya dönük uygulamalar bunun göstergesi. Aydınlanmanın şafağından ve özellikle pür pozitivizmin baskın karakterinden neşet eden çözümleme sistematiği aynıyla sürdürülüyor. Sorun varsa cehaletten kaynaklanıyor. Gidermek için elimizde mevcut bulunan cehalet panzehiri hakikati aktarmak gerekiyor. O halde bilen, bilinmesi gereken ve bilmesi gerekenlerden oluşan hiyerarşik bir yapı ihdas edilmeli ve behemehal kararlılıkla hayata geçirimeli. Öğretmenin nitelik problemi var. Nitelik problemi bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor ve bunun için hizmetiçi eğitim verilmeli. Kim vermeli? MEB’in eksik olduğunu bir şekilde(?) tespit ettiği bu eksiğe sahip olanlar! O yüzden bugün memleketin pek çok yerinde eğitimciler yoğun eğitim programlarının ardından hizmetiçi eğitim almaya mecbur bırakıldıları bu ‘dolum istasyonlarına’ gönderiliyorlar. Orada zorunlu olarak bulunmanın eksik olduğu varsayılan şeyin tamamlanması için gerekli ve yeterli şart olduğu düşünülüyor sanırım. Döngü bu! Bu döngünün evveliyatına dair bir fikrimiz yok! Daha önce uygulamaya soktuk mu bu çözümü? Sonucu ne oldu? Verim aldığımız için mi sürdürüyoruz bunu yoksa elimizde başka bir çözüm olmadığı için mi? Veya düşünüp başka bir çözüm bulamadığımız için mi?

Gerçeklikten kaçışımız şuradan belli oluyor: Bir şekilde elde ettiğimiz çözüme uygun Elimizde bir çözümalan arayışındayız. ‘Çözümüm var ve çözüme uygun bir soru, sorun formülasyonu yapmam lazım!’ modundayız.

‘Gerçeklikten Kaçma’ yukarıda da belirttiğim gibi düne veya geleceğe kaçma üzerinden gerçekleşmek durumunda değil. Bugünde kalarak, gerçeğin içinde kalarak da gerçekten kaçabilirsiniz. Mevcudun içinde mevcutla uyumu seçerek, mevcudu sürdürerek de gerçekten kaçabilirsiniz. Bugün karşı karşıya kaldığımız durum bu. Bu döngüden çıkışın mucizevi bir yolu yok! Bir anlamıyla ‘esatirul evvelin’ olan bu uygulamalara çekince koymak, soru, sorun ve çözüm tespitinde makuliyete yol vermek gerekiyor. Gerçeklikle temas etmek, ibn’ül vakt olmak gerekiyor. Yoksa çarpıcı şekilde dile geldiği gibi ölüler dünyayı-canlıları yönetmeye devam edecekler.

ETİKETLER: , ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.