Ali Aydın

%3, zorunlu eğitim ve kutsanan “süreç”

17.12.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan “süreç”

Distopik bir gelecekte  Dünya ikiye ayrılmıştır.Bir taraf  modern, müreffeh, kalkınmış ve gelişmişlik düzeyi gayet yüksek durumdayken diğer taraf ise ekonomik açıdan oldukça kötü, yoksulluğun, sefaletinve kederin kol gezdiği bir yıkım içerisindedir. İki taraflı bu dünyanın kötütarafında yaşayıp daha iyi tarafına geçmek isteyen insanlara bir şansverilir;  ancak bu şansı elde etmek hiç kolaydeğildir. Çünkü aday olan insanlardan sadece %3’ü daha iyi tarafageçmeye hak kazanacaktır.

20 yaşındaki gençlerden oluşan adaylar, “süreç” adı verilen bir elemeden geçmek zorundadırlar. Mülakataşaması ile başlayan süreç,  mülakatıgeçen adayların küçük gruplara ayrılıp birbirleriyle neredeyse ölümüne bir yarışagirişecekleri oyunlardan kuruludur. Adaylar birbirleriyle acımasız bir rekabetegirişirler. Kaybetmenin telafisinin olmadığı bu “süreç”, yaşadıkları coğrafya ve yaşam koşulları itibariyle birfelaketin içinde doğan bu gençler için yegâne “kurtuluş” yolu olarak görülür.

Yıkılmış, paramparça olmuş ve sefalet içindeki Kara’dakiler; sağlıklı, zengin ve tasasız bir hayat süren Açıklar’daki insanların arasına katılmak için tek imkân olarak gördükleri süreci sahiplenirler. Meşruluğundan şüphe duymazlar. Öte yandan süreci yönetenlerin ideolojik-politik ajanları, Kara’dakilere sürecin nasıl bir nimet olduğunu anlatmaktadırlar. Anneler gözyaşlarıyla evlatlarına sarılıp %3’ün içinde yer almalarını umut ederek “süreç” adı verilen elemenin yapılacağı binaya onları gönderirler. Yine de Kara’da, süreci sorgulayan ve sürece karşı mücadele edenler vardır ve örgütlenmelerini “Dava” olarak tanımlamaktadırlar.

Distopik bir kurguya sahip olan %3, online film ve televizyon içeriği portalı Netflix’inyeni dizilerinden. Pedro Aguilera tarafından uyarlanan dizininyönetmenliğini Cesar Charlone  üstleniyor. Diziyi bizimaçımızdan ilginç kılan özelliği ise kurgusu. Distopik karanlık bir kurgubugünün dünyasına çok uzak durmuyor. Hatta bugünün modern dünyasına pek çok açıdanprojeksiyon tutuyor. Benim aklıma ilk gelen ise modern zorunlu eğitim sistemi.

Tıpkı dünyanın diğer ülkelerindeki akranları gibi MEB bünyesindeki okullarımızda bulunan20 milyon çocuğumuz, gencimiz amansız bir süreç içerisindeler. Daha iyi biryaşamın, dolgun maaşlı bir işin, parlak bir kariyerin okuldan geçtiği küçükyaşlardan itibaren onlara vaaz ediliyor. Süreç’te kalmaları gerektiği,sürecin dışında başka bir alternatif olmadığı zihinlerine kazınıyor. Onlarayarışa katılmalarının, rekabete girmelerinin ve %97’yi arkada bırakıp en iyiokullara ulaşmalarının önemi anlatılıyor. İyi yaşamın, yaldızlı geleceğin ookullardan geçtiği anlatılıyor.  Buyapılırken yoğun bir ideolojik-politik yükleme de yapılıyor; çünküendoktrinasyon sürecin vazgeçilmez katığı.

Öte yandan zorunlu eğitim sistemini,  %3 dizisinden daha karanlık hale getiren noktalar var. Dizide süreci yönetenlerin, düzeneği kuranların buna sahip çıkma konusundaki çabalarını, gayretlerini ve sürecin aksamadan devam edebilmesi için gösterdikleri ihtimamı görüyorsunuz. Küresel bir kafese dönüşen modern zorunlu eğitim düzeneği için konuşacak olursak sistemi kuranların böyle bir çaba, gayret ya da ihtimam içinde olmalarını gerektirecek bir durum yok. Çünkü tıpkı ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada bu düzeneğe en çok mağdurları sahip çıkıyor. Sistemi en çok kutsayanlar mağdurları oluyor. Modern zorunlu eğitimin fazladan bir muhafıza ihtiyacı yok anlayacağınız. “Süreç” tıkır tıkır işliyor!

Hoşnutsuzluklar olmuyor mu? Elbette oluyor. Bizdeki en ucuzklişe de buradan doğuyor mesela. Ne diyor o klişe:  “Herkes eğitim sistemini eleştiriyor…” .

Şimdi, böyle başlayan bir cümle kesinlikle doğruyu söyleyerek başlamıyor. Evvela bunu bilelim!

Ben de eğitimi sistemini eleştirirken yalnız olmadığımı düşünürdüm. Farklı ideolojik-politik kesimlerin hepsi birden eğitim sistemi eleştirisi yaparken – ya da biz yaptıklarını sanıyorduk – hedefte olanın düzenek olduğunu düşünürdüm. Bu nedenle yıllarca mevcut eğitim sistemine karşı olduğunu düşündüğümüz insanların eleştirilerini, düzeneğe itiraz eden bir eleştiri zannettik. Ancak dikkatle bakınca ve gerçekleri görmeyi mümkün kılan bir berraklık ortaya çıkınca gördük ki onlarınki eleştiri filan değildi;  düpedüz sistemi, düzeneği, süreci sahiplik iddiasıydı.

Onun için zorunlu eğitim sistemini temelden, esastan eleştiren bir eleştiri görünce; “Herkes eğitim sistemini eleştiriyor…”, diyerek saçmalamanın lüzumu yok!

Bize bugüne kadar TV’de 1000 tane eğitim tartışması izlettiler, kaçında zorunlu eğitimin tartışıldığını gördük?

Yapmadığımız, yürütmediğimiz, gündemimize almadığımız bir tartışmayı sanki gündemimize almışız da çoktan tüketmişiz, eskitmişiz muamelesine tabi tutarak hükümsüzleştirmeyelim. Konuya aklı ermeyenlerin sıklıkla düştükleri bu hataya düşmemek gerekiyor.

Yapmamız gereken tartışmayı henüz yapmadık! Henüz bu konuda ağzımızı hiç açmadık! Ağzını açıyor gibi yapanların ne gayeyle bunu yaptıklarını gördük, o kadar. Konuşmamız lazım; çünkü tartışmalarla derinleşecek bir mesele var önümüzde.

Doğru kitabı yazalım, doğru öğretmeni derse sokalım, doğru metotla ders anlatalım, sınav sistemi şöyle olsun, hayır böyle olsun vs. vs. …..

Bunların hiçbirisi süreci, zorunlu eğitim sistemini, düzeneğini karşısına alıp sorgulamıyor. Şunu anlamamız lazım artık: Şarampole doğru tam gaz giden bir yolcu otobüsünün noterden devrini aldık diye mutlu olmanın da bir âlemi yok!

ETİKETLER: , , ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.