Ali Aydın

The Kindergarten Teacher -Anasınıfı Öğretmeni

24.01.2019

Bekir Birbiçer yazdı…

Lisa Spinelli, kırklı yaşlarında, iki çocuk annesi idealist bir ana sınıfı öğretmeni. Şiir kursuna gidecek kadar şiire düşkün; sanata, edebiyata meraklı zarif bir kadın. Fakat yazmayı arzuladığı şiirleri yazamadığı için üzülen hassas biri. Çocukları mutlu edebilmek ve gerçek anlamda eğitebilmek için müfredatı önemsemeyecek kadar da öz güven sahibi iyi bir öğretmen. 



Lisa, severek yaptığı işinde mutlu ancak uzun süredir ailenin tüm üyelerinin masada olduğu bir akşam yemeğinin yenmediği ailesinde kocası ve çocuklarıyla ciddi anlamda iletişim kopukluğu yaşıyor. 
Kocası genelde tabletin başında vakit geçiren, kafası başka şeylerle meşgul, ilgisi dağınık biri. Lisa’nın edebiyata, şiire olan ilgisine ortak olabilecek, onunla bu konularda paylaşım yapabilecek kapasiteden yoksun olduğu gibi çocukların eğitiminde de pasif bir duruş sergiliyor.

Lise çağındaki kızı, başını cep telefonundan kaldırmayan, konuşurken annesine bakmaya bile tenezzül etmeyen bir ergen. Annesinin, fotoğrafçılık yeteneğini geliştirmesine yönelik telkinlerini, ”ben zaten instagrama çok havalı şeyler yüklüyorum. Hem karanlık odada her yer kimyasal kokuyor” şeklinde karşılayacak sığlıkta bir genç kız. Annesi, erkek arkadaşıyla ot içerken yakaladığında üste çıkıp ”aptal şiir kulübüne başladığından beri Birleşmiş Milletler kültür elçisi gibi davranmaya başladın.” diyerek annesine hakaret edecek kadar öfke dolu. 

Liseyi bitirmek üzere olan erkek oğlu da kabul edildiği üniversiteye gitmektense denizci subayı olmayı tercih eden, bu yönüyle annesini hayal kırıklığına uğratan bir evlat. Her iki çocuk da ‘’okulda çok başarılıyız, ödevlerimizi zamanında yapıyoruz neden yeterli gelmiyor’’ şeklinde serzenişte bulunuyorlar ancak annelerinin arzusu sadece okul başarısından ibaret değil. O, evinde merak, canlılık ve entelektüellik arıyor. Sanattan, estetikten konuşulsun, çocukları o mecralara yönelsin istiyor fakat aradığını bulamıyor. Anneleri onların kişilik, kimlik sahibi şahsiyetler olmasını isterken çocuklar bunu düşmanca bir talepmişçesine cehaletlerinden memnun bir öfke ve hakaretle karşılıyor. Kitabı terk etmiş, okumanın yazmanın gücüne, yararına inanmayı bırakmış, duyarsız ve umursamaz teknoloji kuşağının iki örneğine sahip olan Lisa, çaresizce başarısızlığı kabullenme aşamasına gelmiş bir ruh haline sahip. Lisa’nın da muzdarip olduğu ve karşısında tıkandığı, gençlerin içini derinden derine kemiren cehalet, maalesef bugün insanlığın ortak sorunu. Ebeveynin sorunu çözecek kurtarıcı olarak gördüğü okul da teknolojiyi kurtarıcı olarak gören ve çocukları bilgisayar ekranına mahkûm eden yaklaşımıyla farklı boyutlarıyla eğitimsizleştirmenin ana unsuru olmaya devam ediyor. 

Ailesinde ruhunun aradığı karşılığı bulamayan Lisa, bir gün okulda öğrenciler arasında bir çocuğun ileri geri yürüyerek şiir okuduğunu fark eder. Hemen kağıt kaleme sarılır ve şiiri yazıya geçirir. Beş buçuk yaşında bir çocuğun dilinden dökülen mısralar Lisa’yı çok etkiler. Çocuğun dâhî olduğunu, bir Mozart ile karşı karşıya olduğunu düşünür, heyecanlanır ve babasıyla temas kurmaya çalışır. Ancak annesi terk edip gitmiş olan çocuğun babası da kendini işine kaptırmış, çocuğun tüm bakımını bakıcıya ve anaokuluna bırakmış ilgisiz, kaba saba bir adamdır. Lisa, çocuğunun yeteneğiyle heyecanlanacağını umduğu ancak onun sıradan bir insan olarak bol para kazanmasını tercih edeceğini söyleyen baba figürüyle ve çocuğa aptal muamelesi yapan bakıcıyla işbirliği yapamayacağını gördükten sonra her şeyi kendisi kontrol etmek isteyecektir.

Kendi hayatında ve çocuklarında gerçekleştiremediği hayallerini küçük şair Jimmy’de gerçekleştirmek isteyen Lisa, çocuğun yeteneğini ve şiirlerin kalitesini netleştirmek için gittiği şiir kursunda Jimmy’e ait dörtlükleri kendi şiirleriymiş gibi okur ve büyük beğeni ve övgü alır. Lisa’nın tüm dünyası Jimmy’den ibaret bir hale gelir.

Yeteneğin çok kırılgan ve nadir bulunan bir şey olduğunu düşünen Öğretmen’in, yeteneğini açığa çıkarmak istediği çocuğu, diğer çocuklardan beş dakika önce uyandırarak bakış açısı kazandırmak için banyoya götürdüğü bölüm en etkili sahnelerdendi:
‘’Şu an banyodayız. Ama bir tane banyo yok.’’
‘’Çok mu banyo var?’’
‘’Evet. Çok banyo var çünkü (çocuğu kalorifer peteğinin üzerine çıkararak) yetişkinsen banyo böyle görünür. Şu an daha önce fark etmediğin çok şey görüyor olmalısın. Ne dersin etrafına bir bak. Başka ne olmak istiyorsun, dev mi?’’
‘’Evet’’
 (Onu iyice yükseğe kaldırarak) ’’orada ne görüyorsun?’’
‘’Banyo çok küçük’’
‘’Başka ne olmak istiyorsun? Kedi mi? Hadi aşağı yat.’’ (Her ikisi de yere uzanarak kedi gibi miyavlarlar) 
‘’Açık fikirli ve meraklı olursan o zaman dünyayı istediğin gibi görebilirsin. Dünyayı küçük bir böcek gibi de görebilirsin, kötü bir çocuk gibi de…’’

Lisa tüketim kültürünün her şeyi ezmeye çalıştığını, yeni yetişen çocukların erken yaşlarda telefon bağımlısı olup sadece televizyondan veya bilgisayar oyunlarından konuştuklarını, mevcut materyalist kültürün sanata, dile veya estetiğe hiçbir faydasının olmadığını düşünmektedir. O nedenle Jimmy’nin yazarlık hayalleriyle büyüyen ancak bir yayınevinde tashih işi ile yetinmek zorunda kalan amcası gibi körelip gitmesine müsaade etmemeye kararlıdır. Tam zamanlı bakıcılığını da üstlendiği Jimmy, her ‘’bir şiirim var’’ dediğinde elinde kağıt kalem büyük bir heyecanla yazmaya devam eder.

Süreç içinde Lisa’nın Jimmy’i kazanmak için uyguladığı yöntemlerin sorunlu bir alana kaydığını ve bir aşamadan sonra kontrolden çıktığını görüyoruz. Bu durumu Lisa’nın bozulan psikolojisine, şiire olan hastalıklı düşkünlüğüne bağlamak kolaycılık olacağı gibi filmin vermek istediği ana mesajı gözden kaçırmak olacaktır. Onun kaygılarını Jimmy’e hitaben söylediği şu cümlelerde aramak ve içini doldurmak gerekiyor. ‘’Bu dünya seni silecek. Bu dünyada sana uygun bir yer yok. Senin gibi insanlar birkaç yıl içinde tıpkı benim gibi bir gölge olacak. Lanet olsun…’’

Lisa, Jimmy’nin başına geleceklerin gayet farkında ve bunun önüne geçmek için bir anlamda kendini feda etmeyi göze alıyor. Jimmy’nin, parasının ardına sığınan sorumsuz bir babanın kontrolünde, yetersiz ve ilgisiz bakıcıların elinde aile sıcaklığından, anne şefkatinden, baba güveninden yoksun olarak büyüdüğünü görüyor. Bu dezavantajlı konumunun yanı sıra farklı kişilik yapısından dolayı dadısının yaklaşımında olduğu üzere akranları arasında da ucube muamelesi göreceğinin de farkında. Ve en az diğerleri kadar önemli olarak da okul hayatına başladığında fabrika usulü iş gören okulun onun tüm yaratıcılığını öldüreceğinin, farklılıklarını törpüleyeceğinin, yeteneğini körelteceğinin ve onu sistemin dişlileri arasında öğüteceğinin kısacası israf edileceğinin farkında.

O biliyor ki okul, düşünür ve sanatçı yetiştirmek için tasarlanmadı, en iyi ihtimalle kâtip ve memurlar üretmek için dizayn edildi. Bütün öğrencileri cahil ve doldurulması gereken içi boş nesneler olarak gören öğretim sistemi, edilgen bir alıcı konumundaki çocukları tek tipleştirmek ve aynılaştırmak üzere kurgulandı. Standart test sınavlarıyla hayal gücü felç edilecek, test sonuçlarına göre belli bir sıralamaya tabi tutulacak ve standart bir hayatı yaşamak üzere diplomalandırılıp, toplumsal mühendisliğin bir ürünü olarak salıverilecek hayata… Kendisinde, eşinde, çocuklarında yaşadığı ve engel olamadığı bu sonu, Jimmy’nin de yaşamaması için Lisa’nın tüm çabası ve aldığı riskler.

Lisa aynı bizler gibi günümüz çocukluğunun bir önceki kuşağa göre tamamen biçim değiştirdiğinin de farkında.  Televizyon karşısında edilgen ve tanık pozisyonunda büyüyen, internet oyunlarının pasif tüketicisi olarak ergenlik geçiren ve sosyal medya mecralarında 100-150 kelimelik bir dünyanın içine hapsolarak, düş gücünü kullanmaya gereksinim bile duymadan, duygusal ve psikolojik açıdan mekanikleşmiş bireyler olarak yetişkinler dünyasına adım atıyorlar. Günümüzde çocuk eve ve ekrana kapanmış durumda. Dışarıda arkadaşlarıyla bir arsada yeni oyunlar icat ederek, gerçeği farklı şekillerde kurgulayarak, dostluklar arkadaşlıklar geliştirerek sosyal bir insan olarak büyüyen nesillerden çok farklı bir çocuklukla karşı karşıyayız. Sakin bir ırmak akışkanlığıyla çocuğun eğitiminde en önemli işlevi gören aile önemini kaybediyor. Artık anne-babalar çocukları üzerinde daha az etkililer.

Peki Lisa’yı, Jimmy ve yeteneklerini okulun güvenilir ve şefkatli kollarına emanet etmekten alıkoyan ne? Neden okuldan da kaçırmak istiyor?
Çünkü teknolojik imgelerin kuşatması altındaki gençleri, sıkıştıkları bu aralıktan çekip çıkarması umulan modern okulun mevcut yapısıyla umut olmaktan çok zarar veren, tahribatı büyüten konumda olduğunu biliyor. Zira okulun ortalama öğrenci kitlesi üzerindeki etkisi böyle olmakla birlikte zorunlu okul sisteminin ve mantalitesinin Jimmy gibi özel yetenekli çocuklara verdiği zarar çok daha vahim durumdadır. Çünkü profesyonel eğitimciler çocukları, kendi kaygıları olan, doğuştan gelen bir takım yeteneklere sahip olan insanlar olarak değil; cahil, çaresiz ve uzun süre ağır dozda öğretime tabi tutulması gereken canlılar olarak görür. En minik bebeğin bile içinde bilgelik olduğuna inanan eğitim anlayışı değil, çocuğu tarihten koparan ve ona bilgiye gereksinimi olan boş bir sayfa muamelesi yapan öğretim anlayışı hâkimdir mevcut okul sisteminde. Ki son dönemde ‘’okul sisteminin çöküşünü’’ önleyebilmek adına teknolojiye sarılınması, çocuğun ekrana mahkûm edilmesi; hayal gücünü, yaratıcılığı, düşünmeyi öldürecek, cehaleti daha da artıracak, insan bağlantısını koparacak, evdeki ilişkileri daha da parçalayacaktır.

Lisa tüm bunları görüyor, yaşıyor ve Jimmy’nin başına gelecekleri tahmin ediyordu. Korumacılığı, üzerine titremesi, kendi hayatını riske atan kararlar alması bundandı. Zaten insanı donduran son sahnede Jimmy’nin ağzından dökülen cümle, Lisa’yı henüz beş dakika geçmeden haklı çıkarmaya başlayacaktı. Polisin kucağında polis otosuna bindirilen Jimmy, oturtulduğu koltukta etrafına bakınarak ileri geri sallanırken kimsenin duymadığı, duysa da ilgilenmediği o yüzden de ne demek istediğini anlamadığı şu cümleyi iki kere tekrar eder ve ekran kararır: ‘’Bir şiirim var’’

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.