Ali Aydın

Kan ve Gül: Bir kara dejavu

09.01.2019
Kan ve Gül: Bir kara dejavu

Alper Canıgüz‘ün kıvrak zekâsına ve sesli sesli güldüren güçlü mizahına edebi bir lezzet de katarak harika bir kurguyla bezediği, kanaatimce en başarılı romanı Kan ve Gül

Bir solukta büyük bir keyifle okunan romanda Canıgüz, diğer eserlerine oranla çok daha sanatsal, siyasi göndermeler anlamında da çok daha cesur davranmış, çok da güzel yapmış.

Hayatının aşkıyla evlenip bir de kız çocuğu sahibi olan Aziz, bu aşkını evlilik yaşamında devam ettiremeyerek bir müddet sonra boşanmış fakat hayatının aşkına hala aşıktır. Bir yayınevine ucuz aşk romanları çevirerek geçimini sağlayan, hayatı ıskaladığını düşünen, kırklı yaşlarının ortalarında bir kaybedendir. Kızı Zeynep ertesi gün Aziz’in mezun olduğu Boğaziçi üniversitesinde modern dans gösterisine çıkacaktır. Akşam vakti ceketini temizletmek için kuru temizlemeci ararken fakülteden bir kız arkadaşıyla karşılaşır, eski şarkıcı İskender Doğan’ın kuru temizlemeci dükkânında ceketini temizletir, ertesi gün de temsil öncesi fakültede akademisyen olan eski bir arkadaşını ziyaret eder.

Aziz bu görüşmelerin verdiği ilhamla geçmişte yaptığı hatalara ah vah ederken gösteri sırasında çıkan bir yangın onun gözünü 20 yıl önce fakülte bahçesinde açmasıyla sonuçlanır. Iskaladığı geçmişine geri dönmüştür ve onu sıkı bir macera beklemektedir…

Amerikan gençlik komedilerinde sıklıkla kullanılan bir çerçevenin içini kendine özgü üslubuyla ve hoş bir kurguyla layıkıyla dolduran Canıgüz, bizleri de fakülte yıllarımıza geri götürürken, 1994 yılı 27 Mart yerel seçimleri öncesi Türkiye siyasi atmosferini de, bugünle bağ kurarak ironik bir dille yaşatmayı başarıyor.

Üniversite gençliği içerisindeki pek çok anlayışla ve gençliğin o tadına doyulmaz indirgemeciliği içinde, çok da uzak sayılmayacak bir gelecekte aynı makinenin çarkları haline geleceğinden habersiz siyaset yapan devrimci soldan siyasal islamcılara birçok siyasi görüşle ciddi ciddi kafa bulan Canıgüz, can acıtıcı-yakıcı tespitlerde bulunmaktan da geri durmuyor. Altı çizilmelik pek çok cümle kuruyor.

Sanatçı değil sanatın kendisi olmayı tercih ettiğini iddia eden ünlü ”Kan ve Gül” şarkısının sahibi İskender Doğan’a söylettiği sanat ve sanatçıya dair şu cümleler mesela:

”Günler geceler boyu daha gönül okşayıcı bir melodi, daha vurucu bir dize, daha derin bir cümle peşinde koşarken, ruhunuzun milim milim yontulmasından kaynaklanan bir azap yaşarsınız. O esnada yarattığınızı zannettiğiniz şey aslında sizi yaratmaktadır. Ne yazık ki, peşinden koştuğunuz şeyi nihayet bulduğunuzda bu gerçeği unutuverirsiniz. Sanatçı tabiatı gereği atak, küstah ve kibirlidir, işte bu yüzden çoğunun işindeki ustalığıyla ruhunun tekamülü aynı hızda ilerlemez.”

Aşkı ve kadını da çözecek kadar tecrübe kokuyor yazdıkları Canıgüz’ün;

”Artık sevmeyen kadının gözlerini hemen tanırsınız. Denizi yırtan bıçak gibidir. Bombardımana uğramış tavernalar, ırzına geçilmiş melekler, etobur krizantemler, kükürt çağlayanları ve en müşfik anında, bir çift kör kuyudur o gözler…”

20 yıl öncesine döndüğünde eski karısını ilk gördüğü anda diline gelenler:

”Onun her adımıyla kâinat, kıyametten varoluşa doğru istikamet değiştiriyor, ben hazin bir hatıranın yeniden aşka dönüşüne tanıklık ediyordum…”

Devletlerin bazı reflekslerine hoş tanımlar getiriyor:

”Siyasi çözüm getiremediğin konuları asayiş meselesi haline getirirsin. Bütün devletler bilir bunu… Bütün devletler faşizme eğilimlidir ve en iyi haliyle birer asalaktır. ‘kral çıplak’ bütün siyasi tarihin, bütün iktidarların özetidir.”

Şu cümleler de hayatın imbiğinden geçmişliğin getirisi olsa gerek:

”Güle rengini veren kandır derken ne demek istediğini şimdi anlıyordum. Hayatımızdaki güzelliklerin, felaket addettiğimiz bazı başka şeylerin neticesi olduğunu anlatmaya çalışmıştı…”

En etkili diyaloglardan birini İslamcı bir genç liderle yapan Canıgüz, bugünle irtibat kurarak düşündürücü tespitler yapıyor.

1994 yılı 27 Mart seçimleri yapılmış İslamcı parti, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere en çok belediye kazanan parti olmuştur. Fakülte bahçesinde İslamcılar İsrail bayrağı yakarak seçim zaferini kutlarken İslamcı Nurettin kenara oturmuş kaygıyla izlemekte iken Aziz yanına gelir ve ”Üzülme gerisi gelecek”, der.

Nurettin, ”Beni de orası düşündürüyor. Bize çok çektirdiler Aziz. Amma velakin hepsini unutmamız gerekiyor, ancak o vakit Hz. Ömer gibi adaletli olabiliriz. Yoksa diğerlerinden bir farkımız kalmaz.”

20 yıl sonrasında İslamcı siyasetin geldiği noktaya göndermeler yapan Canıgüz, bu kaygıların reele taşınamadığını acı bir tonla dile getirirken İslamcı Nurettin ile Aziz’i şu özetleyeceğim meyanda konuşturur:

Aziz: ”Kendini hiçbir zaman güçlü hissetmemiş birinin hasbelkader kavuştuğu güçten vazgeçmesini bekleyemezsin. Güç de tabiatı gereği daha fazlasını ister.”

Nurettin: ”Güç haktan ayrılırsa dediğin gibi olur. Biz gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz.”

Aziz: ”Valla Nurettinciğim, netice itibariyle herkesin haksız olma hakkı vardır; sıkıntı, hukuksuz olmaya başlayınca ortaya çıkıyor.”

Canıgüz’ün romanında irdelediği dikkat çekici bir karakter olan Abdül de üzerinde durulmayı hak eden bir tipleme. Gerçi romanda fazla karikatürize etmiş ve adi bir suça bulaştırmış onu Canıgüz, ama genel olarak değerlendirecek olursak; oldukça zeki olan bu tipteki kişiler sıra dışı zekâlarına çok okuyarak içerik ve nitelik katmışlardır. Hayatı ve şeyleri çok farklı okumaları, cins karakterleri ile öne çıkarlar. Canıgüz’ün anormalin anormalleri dediği kategoriye Abdül gibiler de çok rahat girerler esasen ama Abdüllerin genel karakteristiği, farklı okudukları hayata tutunamamalarıdır. Çok azı hariç büyük kısmı zekâsına yazık, hatta ihanet eder maalesef.

Çarpıcı bölümleri üzerinden kısa fragmanlar halinde tanıtmaya çalıştığım editörlüğünü Murat Menteş’in yaptığı roman, çok daha fazlasını vaat ediyor okuyucuya kesinlikle…

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.