Ali Aydın

Fatma Aliye’nin Refet’i

01.02.2020

Bekir Birbiçer Yazdı…

Fatma Aliye’nin Refet’i

Türk edebiyatının ilk kadın romancısı Fatma Aliye’nin 1896 yılında yayınladığı, bakış açısı olarak döneminin çok ilerisinde olan bir roman.

Kadının esmesinin okunmadığı ataerkil bir toplumda kadın haklarını savunan, kadının eğitim alarak meslek sahibi olmasını, kendi ayaklarını üzerinde durabilmesini, kadının sadece çocuk doğuran bir varlık olarak görülmemesi gerektiğini, sosyal hayatın içinde aktif rol alabilmesini savunan roman; güçlü, mücadeleci, gururlu bir kadın profili üzerinden toplumu eğitme ve bilinçlendirme amaçlı yazılmış.

Fatma Aliye, Mecelle’nin yazarı Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı. Hocası ve aynı zamanda ortak roman yazdığı Ahmet Mithad Efendi’nin de manevi kızı. Kitlesel eğitimin dışında kalarak babasından ve özel hocalardan sıkı bir eğitim almış, edebiyatçılığının yanı sıra tarih, siyaset ve felsefe alanlarında çok sayıda makale yazacak yetkinlikte bir düşünür. Romanlarında öne çıkan temel perspektifinin “kadına yaklaşım sorunu” üzerine olduğunu söyleyebiliriz. Toplumda kadına reva görülen konumun gelenek ve kültürden kaynaklandığını, İslam’ın kadına verdiği değerin ve hakların gelenek tarafından gasp edildiğini ve yerel kültürün dinleştirildiğini, İslam’da kadının okutulmamasının ve toplumsal yaşamın dışına itilip eve hapsedilmesinin söz konusu olmadığını o dönemlerde yüksek sesle dile getirebilmiş, tüm eserlerinde bunun davasını güderek, güçlü kadın karakterler yaratarak halkı bilinçlendirmenin peşine düşmüş.

Onun erkek egemen bir toplumda kadına yer ve alan açma anlayışını “refet” adlı eserinde çok net olarak görebiliyoruz. Çok eşli ve bol çocuklu bir ailede dünyada gelen Refet, babasının erken vefatı sonrası babasının diğer eşleri ve çocukları tarafından eve sığdırılmamaları ve eziyete maruz kalmaları üzerine annesi ile evden ayrılarak İstanbul’a, anne tarafından akrabaların yanına taşınırlar. Ancak burada da horlanır ve dışlanırlar. Mecburen ana ve hastalıklı kızı bir odalık yer tutup yalnız yaşamaya başlarlar. Hikaye işte bu ana kızın kimseye minnet eylemeden hayatta kalma savaşımını konu ediyor. Temel hedef Refet’in o güç şartlarda okuması ve günün birinde muallim olabilmesidir. Böylece ekonomik özgürlüğe kavuşacak, annesini rahat ettirecek, kendisi de yaşlılığında kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecektir. Zira Refet evlenmeyi düşünmemektedir.

Hastalıklarla geçen çocukluğun ardından Refet; fiziksel olarak zayıf ve marazlı, dış görünüş olarak çirkin fakat karakter olarak oldukça güçlü biridir. Erkekler tarafından alınıp satılmamak, itilip kakılmamak için ekonomik güvenceye sahip olmak gerektiğine inanıyor. Kadının eğitim görmesi ve meslek sahibi olmasının, istemediği evlilikler yapıp hoşnut olmadığı bir hayat yaşamamak için şart olduğunu düşünüyor.

Annesi Binnaz eğitimsiz ve cahil Anadolu kadınını temsil ediyor. Binnaz cariye olarak alınmış, eşinin vefatıyla dışlanmış, akrabaları tarafından yüzüne bakılmamış bir kadındır. Refet ise böyle olmamak için var gücüyle eğitimini tamamlamaya ve ilim irfan sahibi olmaya çabalayan, yoluna çıkan tüm engellerle mücadele eden, kibir derecesinde vakar ve gurur sahibi. Güzel bir kadın olmaması dişiliğinden ziyade kişiliğinin öne çıkarılması amacına matuf. Romanda müthiş bir kadın dayanışması da söz konusu. Birbirlerinin elinden tutarak yaşam savaşında destek olurlar birbirlerine. Az sayıdaki erkek karakterden biri zengin ama cahil ve ahlaksız biri iken diğeri Refet’in arkadaşı Şule’nin, yeğeninin eğitimi boyunca gücü nispetinde yardımını esirgemeyen dayısıdır. Erkek karakterler bu şekilde sunularak dengeli yaklaşılırken okulda birkaç cahil ve densiz kız öğrenci dışında tüm kadın karakterler şefkat ve merhamet kaynağı melekler gibi sunulmuş.

Romandan dönemin koşullarına, sosyal ve ekonomik yapısına dair önemli bilgiler edinmek mümkün. Müreffeh bir hayat yaşayan, köşklerde oturan zengin bir toplumsal kesim de olmakla birlikte yokluğun ve yoksulluğun hakim olduğunu görüyoruz. O kadar güç şartlarda yaşıyorlar ki Refet, okul dışındaki zamanlarda örgü örerek eve ekmek getirmeye çalışırken annesi de çamaşır yıkamaya, temizliğe evlere gidiyor. Ama ana kız, bu emeklerine rağmen ancak karınlarını doyurabiliyorlar. Yemek bulabilirlerse kömür bulamıyorlar. Bazı geceler her ikisinden de mahrum kalıyor, donma tehlikesi geçiriyorlar. Tek göz odalarında ikisi bir yatakta yatıyor sadece tek giysiyle, tek ayakkabıyla yaşıyorlar. Bu kadar eşya ile yaşıyorlar ve yaşamsal ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Günümüzle kıyaslarsak eğer bugünün en yoksulu evindeki eşya bağlamında Refet, annesi ve komşularının yanında orta sınıf kalır.

“Kitlelere tükettiği nesneler dolayımından bir kimlik sunan” günümüz tüketim toplumunda tüketim, adeta kişinin kendini gerçekleştirdiği, var kıldığı bir alan haline gelmiş durumda. Adını “ihtiyaç” koyduğumuz hiç bitmeyen bir dipsiz kuyuyu doldurmaya çalışarak geçiriyoruz hayatlarımızı. Yazlık, kışlık, baharlık birbiriyle kombin yapabilmeye imkan sunan sayısız üst başımız, ayakkabımız, çantamız var ve ıvır zıvır tonlarca nesneye sahibiz. Açlıkla tokluğun arasının yarım yufka olduğunu söyleyen atalarımız zikri geçen dönemde dibine kadar fukaralık yaşarken bugün en fakirimizin göz açlığına sınır yok. Günümüzdeki yoksulluğu yoksunluk olarak değerlendirmek daha doğru olur sanırım. Bugün yoksulluk zenginliğe göre belirleniyor. O yüzden tüketimden geri kalmanın, tüketim merkezli hayat tarzlarına ayak uyduramamanın yol açtığı yoksunluk hissini yoksulluk olarak tanımlamak çok doğru değil gibi geliyor.

Güçlü kadın idealini eserlerinde açımlayan fakat kendisinden dokuz yaş büyük olan, kültür düzeyi de kendisinin epey altında kalan biriyle babasının tercihiyle evlenmek zorunda kalarak ideallerini kendi hayatına pek yansıtamayan Fatma Aliye’nin sahip olduğu dört kızını nasıl yetiştirdiğini ve kızlarıyla olan ilişkisini merak ediyor insan.



En büyük kızı Ayşe, geçirdiği bir kaza neticesinde beyin travması yaşar ve ömrü tedavilerle geçer. İkinci kızı Hatice ise ders aldığı hocasına aşık olur, ama ailesi rıza göstermeyince kaçar ve evlenir. Fatma Aliye ve kocası yoksulluğa terk ettikleri Hatice’yi hiçbir zaman affetmezler.
Kızlarından Nimet ve İsmet o dönemde yeni açılan Fransız misyoner okulu Dame de Sion’da okurlar. Nimet, kiliseye götürülerek zorla ibadet etme mecburiyetinden rahatsız olunca Amerikan kolejine geçer, İsmet ise okulunda kalmakta ısrar eder. Ve sonrasında “hür yaşamak için gidiyorum” yazan bir mektup bırakarak evi terk eder ve Fransa’da rahibe olarak hayatına devam eder. Fatma Aliye atadan kalma tüm servetini, onlarca evini, köşkünü kızını bulmak için tuttuğu dedektiflere harcar ama evlat hasretiyle ölür. Yanı başındaki kızını koca tercihi yüzünden evlatlıktan reddeden Fatma Aliye’nin rahibe olan kızına olan bu yaklaşımını anlamak güçtür.

Hasılı kelam Refet, Osmanlıca terkiplerle yüklü ağır diline ve teknik açıdan güçlü bir eser olmamasına rağmen dönemini yansıtması ve Fatma Aliye’nin Türk kadın haklarının düşünsel temellerine katkıları ve bu meseledeki öncü yaklaşımını ilk elden görebilme imkânı sunması açısından okunması gereken değerli bir eser.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.