Ali Aydın

Peki ama omletiniz nerede?

09.01.2019
Peki ama omletiniz nerede?

Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sını andıran bir dünyada yaşıyoruz. Huxley’in 26. Yüzyılda resmettiği dünyada tam bir teknolojik gelişim sağlanmış, savaşlar ve yoksulluk yok edilmiş, toplum istenilen şekilde değiştirilip dönüştürülmüş; fakat aile, din, kültür, sanat ve felsefe yok olmuştur. Ortada duran hedonist bir toplumdan başkası değildir. Bizim dünyamızda ise aynı sonuçlara savaş ve yoksulluk devam ederken ulaşılmış olması Huxley’in “Cesur Dünyası”na dahi parmak ısırtacak boyutlarda.

Bugünün cari pratikleri olarak karşımıza çıkan örüntülerin kendilerini doğallaştıran, gündelik olarak yineleyen, bir düzenek haline getirdiği yaşam formunu kaçınılmaz kılarak her bir insan tekine dayatan bir işleyişi var. ‘İlerleme’, ‘gelişme’, ‘kalkınma’ gibi vaatler ile epey bir zamandır meşruluğundan şüphe duyulmayan; lakin yitip gidenlerin muhasebesini yapmaya yetecek bir aralığın da bulunmadığı daha çok hissedilip adlandırılmadan geçilip yola devam edildiği bir yer burası. Öte yandan vaatlerin ‘herkese’ ya da ‘birçoğuna’ cazip gelmesine karşılık ‘pek azı’ için alıkonulduğu bugün için aşikâr artık.Bugün bu sonuçlar ile kavrulan görüntü, telafi edilemeyen dikey bir yarılmayla uluslararası, küresel mahiyetteki krizlerin nedenleri arasında.

Rumen Komünist yazar Panait İstrati büyük tasfiyelerin göstermelik mahkemelerin düzenlendiği 1930’ların ortalarında Sovyetler Birliği’ne gittiğinde, düşmanlara şiddet uygulamak gerektiği konusunda kendisini ikna etmeye çalışan bir Sovyet yetkili ona şu deyişi hatırlatmış: “Yumurtaları kırmadan omlet yapamazsın.”.

Genelde bizler bu sözü duymuşuzdur da İstrati’nin özlü cevabını çok azımız bilir. Slavoj Žižek nüktelerden oluşan seçkisinde hem bu çok duyulduk sözün menşeini hem de bu çok bilindik söze karşılık olarak verilen az bilinen cevabı aktarır. Amaca giden yolda bazı yanlış işlerin olabilirliğini doğallaştıran bu söze karşılık İstrati şu özlü cevabı vermiş: “Pekâlâ. Kırılmış yumurtaları görebiliyorum. Peki, ama omletiniz nerede?”

*

Süleyman Seyfi Öğün yağmalanan Doğu ve Güney’den Batı’ya doğru başlayan yeni kavimler göçünden bahsettiği yazısında adil olmayan sömürü ve yağmayla talan edilen coğrafyaların insanları ile bu sefer kendi coğrafyasında karşılaşması mukadder hale gelen Batı’nın durumunu şöyle özetliyor :   “Milyonlarca insan; savaşlar ve bürokratik yağmalarla vîran olan coğrafyalarından kaçıyor ve merkez coğrafyalara canını atmaya çalışıyor. Onların “kaybedecek hiçbir şeyleri yok”. İstediğiniz kadar duvar yapın; geçmiş olsun… Bunun önünü alamazsınız. Eğer hesaplarınızı gözden geçirip daha âdil bir dünyânın nasıl kurulacağı ve nasıl fonlanacağı konusunda adım atmazsanız; yapacak bir şey yok. 21. Asır, muhtemelen ileride “II. Büyük Kavimler Göçü”nün yaşandığı bir asır olarak hatırlanacak… Bir zamanlar fethedip köleleştirdiğiniz, kaynaklarını insafsızca sömürdüğünüz târihsel otantikliğinden saptırdığınız coğrafyaların insanları sizi; alanı giderek daralan sterildünyâlarınızda basacak ve teslim alacak…”

Bugüne kadar önüne konulan ‘omlet’ vaadiyle kadim yumurtalarını kırmaktan imtina etmeyen Batı-dışı toplumlar, kendilerine uzatılanın ne zaman havuç ne zaman sopa olacağını bilemez hale getirilene kadar hapsedildikleri şizofren bir parantezin artık çatladığını görüyorlar. Batı’nın bu çatlaklara tepkisi ise bilinç-altının taşması ile sonuçlanırken Amerika’dan Avrupa’ya Batı coğrafyası, bünyede baskılanan her türlü ideolojik, ırkçı ve sömürgeci sapmaların yeniden temaşa edildiği bir sahne haline geliyor. Mukadder bir karşılaşma erdem, ahlak ve adaletin yokluğunda bu değerleri diriltmek için bir davet olabileceği gibi yaklaşmakta olan bir kıyametin habercisi de olabilir.

Ömrü olanların görmekten kaçamayacakları bu olacak…

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.