Ali Aydın

Öyle üyeye böyle sendika!

01.10.2019
Öyle üyeye böyle sendika!

Alexis de Tocqueville,’Amerika’da Demokrasi’ adlı eserinde 1830’lardaki Amerika seyahatinde onu en çok etkileyen şeyin Amerikalılar’ın dernekleşme konusundaki eğilimleri olduğunu anlatır. Tocqueville Amerikan toplumunu anlatırken bir problem çıktığında mahiyeti ne olursa olsun insanların gönüllü şekilde bir araya geldiklerini, kaynaklarını, bilgilerini, enerjilerini birleştirip seferber ederek o problemin çözümü için çalıştıkları tespitinde bulunur. Tocqueville neredeyse her girişimin arkasında mutlaka bir cemiyet kuruluşunun olduğunu hayranlıkla kaydeder.

Kıta Avrupasın’da faşizmin yükselişe geçtiği yıllarda ise toplumsal hareketler, sivil örgütlenmeler bir tehdit olarak algılanmıştı. Mesela Hitler, iktidarı döneminde sendikal çeşitliliği sorun olarak görüyordu. Bu sorunu çözmek için ise pratik bir çözüm buldu: Hepsini kapattı!

Hitler’in emriyle 2 Mayıs’ta bütün sendika liderleri ve öncü işçiler tutuklandı. Aynı tarihte Almanya’daki bütün işçi sendikaları kapatıldı. Grev hakkı ortadan kaldırıldı ve sendikaların mal varlıklarına el konuldu. Bu adımın atılmasından sonra 10 Mayıs 1934’te ‘Alman Çalışma Cephesi’ (DAF/Deutsche Arbeitfront) kuruldu. Yasaklanan bütün sendikaların üyeleri zorla bu örgüte kaydırıldı, mal varlıkları da yine bu örgüte aktarıldı.

Bizde böyle zahmetli işlere lüzum yok; zira ‘sivil toplum teşekkülü’ olarak anılan müstesna örnekleri tenzih ediyorum- o sıfatla kendilerini tanımlayan çoğu teşekkülün hal ve gidişatlarına bakıldığında aslında ‘sivil toplum teşekkülü’ kavramının onlar açısından uygunsuz bir yakıştırmadan ibaret olduğu açıktır. Bırakın birinin gelip kapılarına kilit vurmasını kapıları ardına kadar açıkken bile kendi hükmü şahsiyetlerini sıfırlama pahasına varlık nedenlerine, tanımları gereği sahip oldukları varsayılan ontolojilerine ihanet edercesine kendi kendilerini kapatmış durumdalar zaten. Anlayacağınız ‘Alman Çalışma Cephesi’ olmaya dünden razılar.

Filhakika tabela çeşitliliği var bizde!

Sahici bir sivil teşekkülün iffeti olarak göreceği ‘bağımsızlık’, ontolojisi ile mütenasip bir biçimde ‘kendi ayakları üzerinde durma arzusu’, kavramsal düzeyde bile dünyalarına girmiş değil. 

Bunlar yetmezmiş gibi en başat sivil örgütlenme olması gereken sendikaların üye aidatları, devlet tarafından ödeniyor! İşin trajikomik yanı bazı sendikalar bunu bir kazanım olarak görüyorlar. Bizde STK denilen doğrusu ise NGO olan ‘devlet dışı’ organizasyonların böyle bir durumu kazanım olarak görmesi mümkün olabilir mi?

Eğer mümkün olabiliyorsa bizimkilere başka bir ad bulmak lazım o zaman!

Bir laf vardır hani; bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, diye. Bir taraftan perhizdeyiz afrası tafrası, diğer yandan lahana turşusuna yumulalım açgözlülüğü.

Kardeşim olur mu hiç?

Oluyor vallahi! Bizde oluyor!

Dahası da oluyor!

Geçenlerde Ajanskamu haber sitesinde yer alan bir haberde sendika şube başkanlarının maaşlarının milletvekili maaşlarını geçtiği yazıyordu. Maaş bordrolarının yer aldığı haber gören gözler için mebzul miktarda kanıt içeriyordu.

Peki kimmiş onlar?

Üşenmezseniz Ajanskamu’nun haberine bakmanızı tavsiye ediyorum:

(https://www.ajanskamu.net/haber/sendika-baskanlarinin-maasi-milletvekili-maasini-gecti-h101824.html)

Bir tarafta bugüne kadarki tüm demokratik kazanımların mücadele ede ede elde edildiği gerçeği ve bin bir emek ve gayretin hasılası oldukları tespiti var ki doğrudur bu. Ne var ki diğer yanda zihniyetten bağımsız olarak düşünmeyeceğimiz, bir türlü sivilleşemeyen kafaların sevk ve idaresinde hem anlamı, misyonu hem de ekonomik imkânları itibariyle üzerine çöreklenilen ve tüketilen sivil toplum kuruluşları, sendikalar var. 

Bir de üyeler var tabi ki!

Abdulbaki Değer’in geçen hafta bizlere hatırlattığı meşhur dolandırıcı Sülün Osman’ın itiraflarını yeniden okumakta fayda var. “Ben sadece beni dolandırmak isteyenleri dolandırdım. Benim dolandırdıklarım da dolandırıcıydı.”, diyordu Sülün Osman.

Mesele yozlaşmış yönetici eleştirisi ile sınırlandırılamaz. Yüzbinleri bulan üyelik desteğinin yozlaşmaya verdiği can suyu olmasa bu işler bu kadar raydan çıkamazdı.

Peki, bir değil iki değil yüzbinlerce üye destekledikleri bu kurumların vaziyetini görmüyor mu?

Görmezler mi hiç! Tabi ki görüyorlar! Ne var ki uyuma numarası yapanları uyandıramazsınız. Gerçekten uyuyan birisi uyandırılabilir; fakat kasıtlı biçimde uyuma numarası yapan birisini uyandırmak gayri kabildir.

Eğer mesele memleket sathında alakadar olduğumuz konuda bir mesafe kazanmak bir seviye elde etmek ise bu işin artık kimlerle mümkün olmayacağı açıktır. Ne var ki bu gerçek bir türlü tercihimize tesir etmiyor ise demek ki meselemiz bu değil. Dert başka!

Rezil olacak adamların fenomen olduğu bir vasat  böyle ayakta kalıyor işte!

ETİKETLER:
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.