Ali Aydın

İyi eğlenceler hayırlı ramazanlar sayın seyirciler

02.07.2014
İyi eğlenceler hayırlı ramazanlar sayın seyirciler

Ramazan’ın gelişiyle birlikte, tarihi mekanlarda, saraylarda, konaklarda ve dahi kulelerde sahur ve iftara özel hazırlanan programlar, televizyon kanallarının yayın akışında olmazsa olmazlar olarak yerlerini aldılar.

TRT 1‘in ‘İnanç Dünyası’ klasiğinden bu yana televizyon kanallarının büyük bir sıçrama yaptıkları söylenebilir.

Epey bir mesafe kat ettiler, bu hususta haklarını teslim etmeliyiz.

Bu süreçte dinin sosyolojik olarak keşfi, izleyici pastasından iştahla en büyük dilimi kapmak için uğraşan kanallar için yeni bir kıtanın keşfi kadar heyecan verici oldu. Amerika’da yıllardır ekranlarda esip gürleyen ve çoğu birer popstar gibi yıldızlaşmış Evangelist vaizleri biliyorduk.

Bizde ise bu durum daha yeni yeni kendisini hissettiriyor.

Nitekim bu Ramazan’da, çeşitli televizyon kanalları ile anlaşan vaizler ilk kez aldıkları ücretlerle gündeme geldiler. Tıpkı futbolcuların transfer ücretleri ya da sanatçıların yılbaşında gecelik ücretlerinin haberleşmesi gibi vaizlerin Ramazan’da yapacakları programlar için kanal yöneticileri ile ne kadar ücret karşılığında el sıkıştıkları haberleştirildi.

Televizyonun ciddi tavır takınmak konusunda özürlü oluşu, Ramazan programları söz konusu olduğunda da değişmiyor. Öncelikle bu programlarda hüzne kesin bir yasak var zaten. Her şey neşeli olmak zorunda.

Bazen araya neşeyi bozma ihtimali olan sorular girse de endişeye mahal yok. Mesela program sunucusu, ümmetin neden bu halde olduğunu konuğuna soruyor ve böyle bir soruyu cevaplaması için ona kocaman bir 2 dakika veriyor. Konu siyasi bir konu olsaydı da televizyonun tavrında bir değişiklik olmayacaktı. En ciddi, ağırbaşlı ‘açıkoturum’ programlarında bile aynı programa çağrılan 5-6 konuktan tüm meseleyi 5 dakika içinde dile getirilmeleri istendiğinde konunun ne kadar ciddiyetle ele alındığını görebilirsiniz.

Ünlü iletişim bilimci Neil Postman‘ın televizyon üzerine yazdığı ‘Televizyon Öldüren Eğlence’ isimli kitabında, Amerikan toplumunun bir uzvu haline gelen televizyon için yaptığı tespitler; 90’lı yıllarda tek kanallı yayından, çok kanallılığın çeşitliliğine ve eğlencesine adım atarak 20 yılda kanal sayısındaki artış ve yayınların yurt dışındaki muadillerini yansıtır düzeye gelişiyle birlikte Türkiye için de anlamlı tespitler haline geldi.

Postman televizyonun üst-ideololojisinin eğlence olduğunu söylüyordu, ‘Eğlence, televizyondaki her türlü söylemin üst-ideolojisidir. Neyin gösterildiğinin ya da hangi bakış açısının yansıtıldığının hiçbir önemi yoktur; her şeyin üstünde tutulan varsayım, hepsinin bizim eğlenmemiz ve haz almamız gözetilerek sunulmasıdır.”

Ancak Postman‘ın tespiti bununla sınırlı değil. Daha fazlası var.

Postman, televizyonun her şeyi birer eğlenceye dönüştürmesini şöyle dile getiriyor, “Televizyonun eğlendirici olmasından öte, eğlenmeyi, her türlü deneyimlerimizin temsilinin doğal çerçevesi haline getirmesidir. Televizyon aygıtımız bizi dünyayla hep yakın ilişkide tutar, ama bunu bize gülümseyen çehremizin hiç değişmediği bir yüzle yaptırır. Sorun, televizyonun bize eğlendirici temalar sunması değil, bütün temaların eğlence olarak sunulmasıdır ve bu da bambaşka bir sorun oluşturur.”

Vaizin ya da program sunucusunun öne çıkması kuşkusuz bu amaca ne ölçüde hizmet edebildiği ile yakından alakalı. Hatta programa konuk olacak kişi bile bu amaçlara hizmette kusurlu olarak kabul edilirse bir daha programa konuk olarak çağrılmayacaktır. Dikkat edilirse programlardaki konuk döngüsü belli isimlerin sürekliliğinden ibaret. Mesela X şahsı, filanca kanalın iftar programında izliyorsunuz, ardından aynı şahsı B kanalının sahur programında ve ertesi gün C kanalının iftar programında\u2026.. Aslında diğer programlarda uygulama ne ise dini içerikli programlarda da aynı.

Pek çok insan için dinin televizyon ekranlarındaki bu görünürlüğü bir şükür sebebiyken, pek azımız için ise ‘dinin televizyon kanallarının içeriğine girmesinden ziyade televizyon kanallarının dinin içeriğine girmesi olasılığı’ bir kaygı sebebi.

Gösteri çağının simge aygıtı olan televizyon, ekranından yansıttıklarına kendi kullanım amacının dışında, başka türlü bir oluş imkanı vermiyor.

Bu durumda da konu ne olursa olsun, konuk kim olursa olsun ‘show’ devam ediyor.

O zaman, İyi eğlenceler hayırlı Ramazanlar sayın seyirciler !

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.