Ali Aydın

Hrant’ın gözleri

19.01.2019
Hrant’ın gözleri

19 Ocak 2007…

Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden yıllar geçti.

Sessizlik cinayetin sürekli tekrarı, vicdanın ise fasılasız katlinden başka nedir ki?

Aynı sabaha uyandığımız, sokağımızı paylaştığımız, birlikte hayata dâhil olduğumuz herkes için, inancı ve kimliği ne olursa olsun, onların ifade ve yaşama alanını ihlal edecek her türden baskıya, ön yargıya ve sindirme girişimine karşı sesimizi yükselterek; adaleti, mahkeme kararlarından önce toplumsal ilişkiler ağının ve kişiler arası münasebetlerin her köşesine nüfuz ettirerek mümkün hâle getirebilmeliyiz. Adalet ya bu sözünü ettiğimiz ağ içerisinde, bizlerin katkısı ile var olacak ya da hiçbir yerde olmayacak. Bu durum ise meselenin hukuktan ibaret olmadığını esasında etik bir temeli olduğunu ima ediyor.

Kahraman Tazeoğlu’nun sözleriyle “Allah bize sadece secde ederken değil, bazen sahip çıktığımız bir yetimin gözünden, bazen de kırdığımız bir kalbin içinden bakar. Biz bazen unutsak da, farkına varamasak da o bizim hep farkımızdadır.”

Ve emin olun, Allah bize Hrant’ın ve onun gibi nice kurbanın, yitip giden canın gözlerinden de bakacaktır.

Dink cinayetini ve benzer cinayetleri mümkün kılan, meşrulaştıran bireysel-toplumsal olarak insanların örtük onamalarıdır. Devletin hizaya çekilmesi, karanlık iş ve işlemlerinin açığa çıkartılması, hukukun adaletle buluşturulması ancak bireylerin-toplumun her şeyden önce kendilerine karşı dürüst olmaları ile anlamlıdır ve mümkündür.

Zaten bu aşamadan sonra Dink davası dolayımında başkasına yapacağımız bir katkı da yok esasen. Dink ailesinin acısı ortada duruyor. HrantDink’in yerde uzanmış cesedinden onlar için kan akmaya devam ediyor. Onların talebi acıyı dindirmeyecek de olsa hafifletecek bir adalet talebi. Ancak bu işin bir de bizi ilgilendiren tarafı var. Dile gelmiyor, yüzleşilmiyor, baskılanıp göz ardı ediliyor olsa da yok olmayan bir taraf bu. Nasıl ki ezen-ezilen, sömüren- sömürülen, zalim-mazlum, ölen-öldüren çelişkisi daha total bir yozlaşmışlığa, insan dışılığa gönderme yapıyorsa ve iki tarafın birlikte ele alınmasını zorunlu kılıyorsa;  Dink hadisesi de bu şekilde ele alınmayı bekliyor.

Halil Cibran’ın dediği gibi “Nasıl bir yaprak, ancak bütün ağacın sessiz bilgisi ve isteği olmadan sararamazsa, suç işleyen de topunuzun gizli isteği olmadan o suçu işleyemez.”

İnşa ettiğimiz ilişki ağının içerisinde “güvercin tedirginliği” ile yaşamak zorunda kalanlar, güpegündüz sokak ortasında sırtından vurulanlar, kolektif bir duyarsızlığa muhatap olanlar, maruz kaldıkları muamelenin kendilerine muameleyi reva görenleri de kuşattığını bilirler. Reva görenler içinde yaşayıp gittikleri düzenin yabancılaştırıcılığı ile yüzleşmedikçe rahat edemeyeceklerini bilmelidirler.

Dink davasında Dink ve ailesi için ortada yapılacak esasında teknik bir prosedürden başka bir şey yok. Bu prosedür yerine getirildiğinde de yukarıda belirttiğim gibi kazanacakları bir şey yok. Onların yüreğinde dinmeyecek bir acı var. Onların kolu kanadı kırık. İşletilmesi gereken, sonuca götürülmesi gereken bu prosedüre asıl muhtaç olan biziz. Yüzleşmesi gereken, hesap sorması gereken, kendi yaptıkları ve yapmadıkları ile hesaplaşması gereken biziz.

Hrant ile öldürülenin aslında biz olduğumuz; her yanlış, her hata, her olumsuzluğun bize bulaşmadan, bizden kaynaklanmadan, bizden onama almadan hayata geçirilemeyeceği ve varlık kazanamayacağı bilinmelidir.

Hrant’ın ardından kendimize bakmak, yüzleşmek, çelişkilerimizi, hatalarımızı, haksızlıklarımızı görmek bizi sağaltacağı gibi sistemin insanileşmesinin, devletin devletleşmesinin, hukukun adaletle buluşmasının da kapısını aralayacaktır.

ETİKETLER: ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.