Ali Aydın

Değerler eğitiminin şansı var mı?

05.01.2019
Değerler eğitiminin şansı var mı?

Heidegger, varsayımlarımıza karşı meydan okumaların olduğu, bir şeylerin yanlış gittiği, iflasın eşiğine sürüklenildiği, alışık olmadığımız şeylerin gerçekleştiği bir aralıkta; ‘şeyleri’ ancak gördüğümüzü, onların farkına ve bilincine vararak bütün dikkatimizi yoğunlaştırabildiğimizi ve maksatlı eylemlerin bir amacı haline getirebildiğimizi söyler.

Çoğu zaman insanı harekete geçiren ve eylemlerini güdüleyen şey zaferden çok bozgun, kahkahadan çok gözyaşı, umuttan çok hayal kırıklıklarıdır. Birisi bir şeylerin muhakkak yapılması gerektiğini söylediğinde, kazanımlardan çok kayıpları konu etmek gerekir. Bu tür bir çağrıyı, ele geçenin hazzından çok yitip gidenin geride bıraktığı yoksunluğun tetiklediği söylenebilir. 

Küreselleşen dünya, nimetlerini dağıtırken seçici riskleri pay ederken ise son derece cömert davranıyor. Küresel sorunlar, yerel çözümlerin üstesinden gelemeyecekleri karmaşıklıkta ve hızda yayılıyor. Eklemlenmek için can atılan bütün, sizi parça parça edecek olanı da bünyesinde barındırıyor. Toplumlar, tek biçimli modern yaşamın farklı katmanları ile muhatap kılınsalar da baş etmeleri gereken sorunlar aynı yaşam tercihleri tarafından önlerine konuluyor.

Max Weber kapitalizmin yarattığı ilk kırılmanın işin evin dışına çıkarılması ile başladığını söyler. Böylece ekonomi ev, aile, mahalle gibi kontrol birimlerinden sıyrılarak ahlak dâhil her şeyden azade kılınmıştı. Modern toplumlar için ise ev, modern ulus-devletlerdi. Küreselleşme ile ikinci kırılma yaşandı ve ulus-devletler küresel olana adapte olmanın dışında fazlaca bir tercih hakkı bulunmayan yerel düzeneklere indirgendi. Yeni teknolojilerin ayartıcılığı ve küreselleşmenin basıncı statik olan her şeyi takatten yoksun bırakırken ‘kültür’ , Ulrich Beck ‘in kavramını ödünç alarak söylersek bir ‘zombi terim’ haline geldi.

Değer için kaynak olan kültürün çaptan düşen, iş göremez bu hali bugün ‘değerler eğitimi’ tartışmasında yankılanıyor. Görüldüğü kadarıyla endişe ve kaygının paylaşımında hemen hemen toplumun tüm kesimlerinin ittifakı var. Çocukların ve gençlerin kötücül karakteri baskın olan mevcut insanlık durumu içerisinde nasıl bir insan olacakları belirsiz bir cevap olarak kaldıkça başta anne-babaların ve eğitimcilerin tedirginlik düzeyi artıyor.

Şimdi, endişenin mevcudiyeti her şeyden önce bir sıhhat belirtisi. Yani yanlış giden, ters giden bir şeylerin olduğu görülüyor tedbir ve çare üzerinde düşünülüyor. En azından burada sözünü ettiğimiz ‘endişe’ elimizden kayıp gittiğini düşündüğümüz değerlerin aktarımı ile ilgili oldukça sahici ve anlamlı bir duruma karşılık geliyor.  Ne var ki sahici ve anlamlı durum çelişkileri ortadan kaldırmaya yetmiyor.

Mesela Milli Eğitim Bakanlığı devletin bu husustaki endişesi üzerinden değerler eğitimi ile ilgilenmeye çalışıyor. Ancak bu ilgiye neden olan ve bu ilgiyi zorlayan koşullar Milli Eğitim Bakanlığının hem kurumsal hem kuramsal içeriğinin baş edebileceği türden değil.

Tüm dünyada Eğitim Bakanlıkları birer ‘Hakikat Bakanlığı’ olarak kuruldular ve faaliyet gösterdiler. Prusya’dan Rusya’ya Avrupa’dan Türkiye’ye durumları bu oldu. Lakin bu düzeneğin kurumsal ömrü sona erdi. Uzatmaları oynuyor ve bu gerçeğin ortaya çıkardığı açmaz daha fazla ders, daha fazla sınıf, daha fazla öğretmen ile de çözülecek değil.

Bireylerin ve toplumun kolektif bir sorumluluk hissi ve yaratıcılıkları ile şekillenecek her türden girişimlerine muhtacız. Hâl böyleyken sanki karşımızda lokal, arızi, teknik bir sorun varmış gibi hareket edemeyiz. Meseleyi bir hizmetçi eğitim, müfredata iliştirilen birkaç ders mesabesinde ele almak hakikaten içinde olunan durumdan bîhaber olmak anlamına gelir.

Italo Calvino Marco Polo’nun ağzından şunları kaydeder,  “Yaşayanların cehennemi ileride olacak bir şey değil; eğer bir cehennem varsa, bu cehennem zaten burada, her gün içinde yaşadığımız, bir arada bulunuşumuzla oluşturduğumuz cehennem. Bu cehennemin ıstırabını çekmekten kurtulmanın iki yolu var. İlk yol pek çok kişiye göre basit: cehennemi kabullen ve onun öyle bir parçası haline gel ki artık cehennemi göremez ol. İkinci yol riskli ve sürekli ihtiyatlı ve tedirgin olmayı gerektiriyor: cehennemin göbeğinde kimler ve neler cehennem değil araştır ve bunları tanımayı öğren, sonra da yaşamalarını sağla, onlara alan ver. “

Eğer mevcut insanlık durumu kötücül karakteri baskın ve çocuklarımız için endişe ve korkunun kaynağı olarak görünüyorsa gözümüze…

Ve çocuklarımıza aktarmak istediğimiz değerler ve kazandırmak istediğimiz davranışların televizyon ve internetin sabotajına açık olduğunu görüyorsak…

Sorunumuz nasıl ki bize özgü değil çözümü de birilerinin sandığı kadar basit değil. Öncelikle bunu görmemiz gerekiyor.

Cehennemin bir parçası olmak istemiyorsak eğer.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. OSMAN ÜNLÜ dedi ki:

    Eyvallah Ali hocam, hakikatle yuzlesip onu görmeden, onu teşhis etmeden yapılacak olan tedavilerin hiçbir faydası olmayacaktır. Kaleminize sağlık