Ali Aydın

Ouroboros veya ‘… hepiniz oradaydınız’

07.02.2019

Abdulbaki Değer yazdı…

Ouroboros veya ‘… hepiniz oradaydınız’

‘Uyuyanları uyandırabilirsiniz ama uyuma numarası yapanları uyandıramazsınız’ şeklindeki Afrika atasözünü biliyorsunuz. Bu atasözü bana son dönemlerde toplum olarak kaderimize doğrudan etki eden iki grubu hatırlatıyor. Birincileri ‘işin aslını bilip bilmezden gelenler’ oluştururken ikinciler ise işin içinde bir bit yeniği olabileceğini sezinlemekle beraber esas itibariyle ‘işi bilmeyip çok iyi bildiklerini iddia edenler’ oluşturuyor. İki gruptaki insan sayısı olarak hayli zenginiz. Başımıza gelen büyük felaketlerden biri olan bu durumun; toplumsal hayatımızın düzensizliğinden, niteliksizliğinden ve denetimsizliğinden kaynaklandığı gibi aynı zamanda bu düzensizliği, niteliksizliği ve denetimsizliği beslediği de açık. Bunun bir kısır döngü olduğu ortada. Beslenmek, hayatta kalmak için kendi kuyruğunu ısıran mitolojik yılan ‘Ouroboros’u hatırlatıyor durum. Var kalmak için kendisine saldırıyor, kendi hayatını riske atıyor. Hayatta kalmaya çalışan da kendisi, hayatta kalmak için saldırdığı da kendisi.

‘Ouroboros’vari bir kısır döngüde çözülen mevcudiyetimize yakından bakmak için yukarıda tasnif ettiğim iki gruba biraz daha mercek tutalım. Mevzuyu uzatmamak için yapageldiğim üzere eğitim üzerinden götürmek istiyorum.

‘Bilip bilmezden gelenler var’ dedim. Bunlar ağırlıklı olarak ‘vatanperver’ görünümlü muhterisler. Kendi kariyerleri uğruna memleketin patinaj parkurunda geleceğini tüketmesini umursamadan ‘daha güzel olacak’ pohpohlamaları ile toplumun duygu dünyasını yağmalamaktalar. Toplumun şuuraltında hangi hassas bölgeleri kundaklayacaklarını iyi bildiklerinden operasyonel davranarak umut tacirliği yapmaktalar. ‘Eğitim sistemimiz yeni düzenlemelerle şaha kalkacak!’, ‘yüzyılı aşkın süredir cebelleştiğimiz sorınları tarihe gömeceğiz!’ Ne güze! Peki, ‘Nasıl olacak bu iş?’ demenize daha fırsat kalmadan kendinizi hiçbir iş çözmeyecek lüzumsuz başlıkların cilalanıp kamuoyu önünde sansasyon yaratacak şekilde kullanıldığına şahitlik ederken buluverirsiniz.

İkinciler ise bu düzenbaz muhterislerin ayak oyunlarına kurban gittiklerinin ayırdında olmayıp ‘kötü yola’ düşen iyi niyetlilerimiz. Kulaklarına fısıldanan laflarda keramet olduğuna sadakatle sarılan zavallılar laf ola beri gele kabilinden olup uyanık muhterislerin çarklarını yağlamaya matuf işlerin memleketin saadeti olacağı zehabına kendini kaptıranlar. Durumları hazin, kader kurbanları(!) gibi iyi niyet kurbanları. Hoş, saf ayaklarına yatıp memleketin kaderine etki eden bu yanlış işler karşısında bir takım menfaatleri için gönüllü cehalete kendilerini huzurla bıraktıklarını da bir kenara not etmeliyiz. Bu öyle bilinmez bir şey de değil hani. Taşra kasabasının ilkokuluna ‘müdür yardımcısı’ olmak için kullanışlı bir manivela olacak ‘mülakatın’ getirilecek olmasına ses çıkarmaz. Sezinlediği bu işteki yanlışlığa tavır almak yerine payına düşecek parsa namına sessiz kalınış veya düzenlemenin çarpıtılışına razı geliniş rezaleti.

Bu ibretlik vaziyeti yıllardır dile getirmekten yorulduk. Tekrar etmekten, bu gidişin gidiş olmadığını söylemekten gına geldi. Kahredici bir sessizliğin anaforunda görünmez kılındık bugüne değin başarıyla. Lakin yanlış kaldırmayacak hallere geldik, yolu tükettik. Ektiklerimizi biçme, yaptıklarımızla yüzleşme mevsimindeyiz artık.

Yıllar evvel Ahmet Kaya Magazin Gazetecileri Derneği’nin ödül gecesinde seslendireceği Kürtçe şarkı için klip çekeceğini söylediğinde hazirun galeyana gelerek çatal-bıçak fırlatmış  ayrıca heyecan içinde onuncu yıl marşını da topluca okuyarak cinnetin koylarında dolanmıştı. Gel zaman, git zaman olayın yanlışlığı anlaşılınca hicap duyanlardan veya duyma mecburiyeti hissedenlerden ‘orada değildik’ laflarını duyar olduk. İş öyle bir noktaya geldi ki dönemin Başbakanı Erdoğan parti grubundaki konıuşmasında artık dayanamayıp ‘ulan hepiniz oradaydınız ‘ çıkışında bulunmak zorunda hissetmişti kendisini.

Kifayetsiz muhterisler ile iyi niyet kurbanları koalisyonunun marifetiyle patinaj parkuruna çekilip geleceği yağmalanan ülkemizin şu kritik günlerinde homurtuyla, titrek fısıltılarla dile getirilmeye çalışılan ‘bu işler yanlış’, ‘bu yanlış işlerde bizler yoktuk’ hatta hatta ‘bu yanlış işleri kim yapıyor?’ gibi özrü kabahatinden büyük uyanıklığa, üç maymunu oynama seviyesizliğine dikkat edelim. ‘Bize rağmen nasıl oluyor böyle şeyler?’ modundalar. Dernek, Vakıf, Sendika, Cemaat, Akademi, Medya, Ekonomi camiası olarak siyaset ile kurdukları ilişkinin niteliğinin veya niteliksizliğinin ne tür komplikasyonlar ürettiğinden bihaber kapıldıkları selde bugün nereye sürüklendiklerini acı acı deneyimliyorlar. Bu berbat vaziyet karşısında hala cengâver modunda sağa sola efelenen muhterisler yapılan işin doğal sonuçlarını gizli karanlık mahfilere, uluslararası güç şebekelerine bağlayıp dikkatimizi dağıtmaya çalıştıklarını görmüyor değiliz. Her başarısızlık yetimdir, her başarısızlığın bir dünya mazereti vardır. Ama heyecanla gezindiğimiz cinnet koylarından talan edilmiş gerçeğimize usul usul gelmeye zorlandığımız şu günlerde elbette ‘ulan hepiniz oradaydınız’ diyerek hesap soracak birisi çıkacak.

Çıkacak da iş işten geçtikten sonra pek bir anlamı kalmamış olacak maalesef.

ETİKETLER: ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.