Ali Aydın

İşlerimiz vicdanları rahatlatmalı

26.12.2018

Ülke olarak bir takım basit şeyleri karmaşıklaştırmakta, gizemlileştirmekte pek mahiriz. Görüntünün gerisinde mutlaka başka bir gerçeğin, önümüzdeki hesabın altında muhakkak başka bir hesabın olduğunu düşünürüz. Böylece sözüm ona gizlenen gerçeğe nüfuz etmiş, görüntünün sahteliğine aldanmayıp ayaklarımızı yere sağlam basmış oluyoruz. Ancak hayatı-kendimizi ciddiye alma adına kurduğumuz bu ilişki, açık konuşacaksak gerçeklerden kaçmadan, sorumluluk savmadan ve dolayısıyla kendimize çektiğimiz operasyondan başka birşey değil. Sorun çözmeyen, öteleyip kronikleştiren bu ilişki biçiminin temel ilişki biçimi olarak temellük edilip ülke sathında dolaşımda olması en önemli sorun başlığımızdır. Ülke olarak sorun çözmeyi var olan sorunlarımıza mazeret üretmek, gerekçe üretmek zannediyoruz.

Türkiye’de niçin işleyen bir adalet mekanizmamız yok?

Neden ülke olarak eğitim-kültür faslında başarısızız?

Ekonomideki ahval niye iyi değil?

Uzatabileceğim tüm bu sorulara iliştirilen keyfe keder mazeretleri biliyoruz: FETÖ, dış operasyon, içerdeki hainler vs.

Doğru, bizim bu düşmanlarımız var. Var da bu düşmanların varlığı çözüme mi engel yoksa zaten olmayan çözüm çabamızın mazereti mi o pek belli değil. Eğitim faslında laf ola beri gele kabilinden işler yapılıyor. Sormaya kalkınca Türkiye’nin beka sorunundan bahsediyor ilgili. Yaptığı eften püften şeylerin asıl beka sorunu oluşturduğunu veya beka sorunuyla başetmenin en etkili yolunun işlerini layıkıyla yapmak olduğunu hiç düşünmüyor. Siyasal alanın korunması ve genişletilmesi, katılımın ve çoğulculuğun siyasetin doğası gereği sağlanması ve derinleştirilmesi, adalet ve özgürlük arayışının ciddiyetle ele alınması ve önemsenmesi gibi temel hususlarda azami çabamızın olması seçeneklerden bir seçenek değil ülkemiz için, bizim için zorunluluktur. İşlerimizi doğru yapmak için reel siyasetin taleplerine değil varoluşsal sorumluluğumuzun  gereklerine bakmalıyız.

Biraz sükunete, biraz elimizi vicdanımıza koymaya ihtiyacımız var. Zor zamanlardayız, evet. Ağır sorunlarla boğuşuyoruz, evet. Ama unutmayalım, zamanlarımız hep zor, sorunlarımız hep ağır olacak. Onun için ürettiğimiz mazeretlerden hatta bulmak zorunda olduğumuz çözümlerden evvel samimiyete, sükunete ve ciddiyete ihtiyacımız var. Gerçekliğimizle yüzleşmeye ihtiyacımız var. Gerçeklik derken komplocu bir aklın dizginsiz dünyasından bahsetmiyorum. Deneyimlediğimiz, gözümüzün önünde olan işlerden, o işleri gerektiği gibi yapıp yapmamaktan bahsediyorum.

Örneğin 28 Aralık’ta 7. yılını geride bırakacağımız Roboski hadisesi. 28 Aralık 2011 gecesi 19’u reşit olmayan toplam 34 kişi bombalanarak öldürülmüştü. Yanlış istihbarat, kaza, hata, FETÖ operasyonu gibi pek çok şey söylendi. Üzüntüler dile getirildi, tazminatlar ödendi vs. Ancak aradan geçen onca zamana rağmen olay, kamu vicdanını rahatlatacak şekilde çözülmediği için toplumsal-siyasal bir sorun başlığına dönüştü. Olaya ilişkin ileri sürülen kaza, hata, yanlış istihbarat, FETÖ operasyonu vs. gibi gerekçeler doğru olabilir. Olayda ihmal veya kasıt da olabilir. Ancak olay, ilgilenilmesi icap eden şekilde ele alınmadığı zaman   söylenen gerekçeler doğru olsa bile anlamsızlaşır. Olayın ne olduğunu, faillerinin kimler olduğunu usule ve esasa riayet ederek ortaya çıkarmak bırakın yaşamlarını yitiren 34 canı ve onların adalet bekleyen ailelerini adaleti tesis etme mecburiyeti olan devletin olmazsa olmazı olarak görmeliyiz. Onun meşruiyeti için yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk olarak görmeliyiz. 7 yıl önce gerçekleşen ve 19’u çocuk 34 insanımızın hayatına mal olan bir hadisenin nasıl cereyan ettiğini ve sorumlularının kimler olduğunu bilmiyoruz. İşin evlere şenlik meclis ve mahkeme safahatına girmeyi gereksiz görüyorum.

Vicdanları rahatlatacak işlerimiz olmalı. Adaleti gözetmekten, hakkı söylemekten ve hukuka riayet etmekten başka sürdüreceğimiz ulvi bir işimizin olduğunu da açıkçası bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Zaten bizim adaleti, hakkı, hukuku perdeleyen hangi işimiz olabilir?

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.