Ali Aydın

Siyaset, ahir zaman ve biz

20.12.2018
Siyaset, ahir zaman ve biz

“Bütün yakın insani ilişkiler, varlıklarını sürdürmelerini neredeyse olanaksız kılacak, delici, tahammül edilemez bir saydamlıkla aydınlanmış durumdalar. Çünkü bir yandan her türlü hayati ilginin merkezine paranın tahripkârlığı yerleşmiş; diğer yandan bu durumun kendisi, neredeyse bütün ilişki imkânlarına set çeken bir barikat. Dolayısıyla doğal olduğu kadar ahlaki düzlemde de hesapsız bir güven, sükûnet ve sağlık ortadan kalkıyor. “ Walter Benjamin

*

Yoğun bir siyasal atmosfer var. Toplumun tüm kesimleri siyasallaşmış vaziyette. Siyasal olanın yaşamın diğer alanları üzerinde kuşatıcı bir ağ oluşturduğu zamanlardayız. Bu aşırı siyasallık durumu farklı olanın, farklılığın altını çizerek, hatta bu farklılığı fetişleştirerek gerilim hattı, çatışma düzlemi olarak kodlamaktadır.

Diğer taraftan yoğun bir enformasyona maruz kalıyoruz. Yoğun, hızlı ve akışkan bir yaşam biçimine maruz kalıyoruz. Ait olduğumuz dünya aşınıyor. Aidiyet duyduğumuz değerler etkisizleşiyor. Varoluş koşullarımızı oluşturan, anlamlandıran kültürel dokumuz engellenemez bir çözülmeye uğruyor. Ekonomik hayat ve beslediği ilişki biçimi Sennet’in ifadesiyle “karakter aşınması”na neden oluyor. Aile içi ilişkiler evriliyor. Cinsiyet rolleri farklılaşıyor. Eski ve yeni kuşak arasındaki doğal bağlılık-bağımlılık nitelik değiştiriyor, yeni kuşaklar için taşınması zor bir yüke dönüşüyor. Teknoloji, mimari ve yoğun kentleşme insanları yalıtıyor, duyarsızlaştırıyor. Temas etme, hemhal olma, ru be ru yaşama olanaklarını yitirdikçe kendimizde kaybolma hatta daha acı bir ifadeyle  “kendimiz” olamama gibi büyük bir problem açığa çıkıyor.

Baş edemediğiniz, gerekli karşı tepkiyi koyamadığınız yoğun enformatik taarruz, bütünlüğünü yitirmiş bir kültürel kimlik, sosyalleşebileceğiniz sahici ilişki ve mekân ağlarının kayboluşu kırılgan, savunmasız tabiri caizse tüm kültürel bağışıklık sistemi felce uğramış ve sürekli maruz kaldıklarına entegre olmaya çalışan nevzuhur bir tipolojiyi tahkim ediyor. Kimlik bütünlüğünü yitirmiş, yırtılmış, parçalanmış bir kişilik karşımızda duruyor.

Yapısal bir sorunla karşı karşıyayız. Tarihsel-toplumsal dinamiklerin önümüze koyduğu bu derin açmaz siyasal gerilim üzerinden tüm kesimleri kuşatmış durumda. Mevcut durum karşısında yaşananları olağan-olması gereken olarak kodlayan bir toplumsal kesim bulunmakta. Ancak her toplumsal kesim siyasallığın gölgesinde ortaya çıkan patolojiyi diğer toplumsal kesimlerin yol verdiği arızi bir durum olarak kodlama kolaycılığı ile geçiştirmeye çalışıyor.

Oysa süreç karmaşıklığı, kontrol edilemezliği ve çelişkileri ile tüm kesimleri içine almakta, savunmasız ve çaresiz bırakmaktadır. Nitekim siyasallığın bu aşırı önem kazanması yaşanan derin dalga karşısındaki çaresizlikten kaynaklanıyor da denilebilir. Derin bir tarih tasavvuru, ben idraki, düşünsel-kültürel ve inanç evrenine tekabül etmeyen siyasal duruşlar geçmiş dönemlerden kalma sembolik tortulara, içerikleri boşalmış kaba ritüellere yaslanmakla günü kurtarmaya çalışıyorlar.

Kimlik sınırları kaybolan, kuşatıcı bir varoluşsal anlam haritasından yoksun olan ya da bu anlam haritası ile işlevsel bir ilişki kuramayan ve tahripkâr bir sıradanlaşmaya-standartlaşmaya maruz kalan bizleri, henüz geçiştirmekle uğraştığımız tarihsel daha doğrusu varoluşsal bir sorgulama-anlama-anlamlandırma görevi bekliyor. Mevcudu, maruz kaldığımızı, maruz kaldığımız koşulları besleyen dinamiği ve bir “uyum aparatı” olarak debelenen kendimizi sorgulayacak, hesaplaşacak derin arayışları gündeme almamız gerekiyor.

Çünkü aksi durum siyasal muhayyile ile siyasal söylem ile uyumlu olmayan bir pratiğe mahkûmiyet anlamına geliyor. Siyasal ayrışma ne kadar yoğun olursa olsun karşımızda sahici bir farklılaşma, derinlikli bir ayrışma anlamına gelmiyor. Zira temel parametreler, öncelikler, yönelimler, kaygılar benzer. Ambalajları farklılaşsa da benzer davranış kalıpları, benzer arzular, hayaller, istekler.

Dolayısıyla derinlikli bir sosyal hayattan beslenmesi gereken siyasal mücadele şiddetlendikçe başka bir noktadaki açmazımızın boyutunu açık ediyor aslında. Odaklanmamız gereken, peşinde iz sürmemiz gereken o noktayı kaçırırsak bir noktadan sonra önemi yüksek olan siyaset’i de takatsiz, dayanaksız ve işlevsiz bir ameliyeye dönüştüreceğiz. Tevarüs ettiklerimiz ile yeni dinamik arasında anlamlı bir bütünleşme, bütünlüğünü muhafaza etmiş şizofrenik olmayan bir çaba hepimizi acil olarak bekliyor. Sanattan edebiyata, mimariden ahlaka, eğitimden ekonomiye uzanan geniş bir alanda hem de. Bu aciliyetin hakkını verebilirsek Haçlı Seferlerini, taş üstünde taş bırakmayan Moğol istilalarını püskürttüğümüz, kadim medeniyetlerin bilgi-inanç ve düşünce dünyalarını vurucu müdahalelerle dönüşüme uğratarak çıkış yolu bulduğumuz bir hikâyeyi yeniden yazabiliriz. Yoksa kuru sembollerin-cansız ritüellerin gölgesinde bir “varoluş yanılsaması”nın yarattığı narkotik rehavette çözülmeye devam edeceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.