Ali Aydın

Hatırlamanın uygarlığından unutuşun uygarlığına

19.12.2018
Hatırlamanın uygarlığından unutuşun uygarlığına

“Eğer bugünlerde zorunlu olarak ve takıntı derecesinde bir inatla hafıza meselesine dönüyorsak, bunun nedeni bir süreç, dolayısıyla öğrenme ve hatırlama uygarlığından fanilik ve dolayısıyla unutuş uygarlığına taşınmış olmamızdır. Bu hareket noktasının yan zayiatlar kılığına girmiş en önemli kurbanı hafızadır.” Zygmunt Bauman 

Dijital anaforda, ‘hız’ ile tanımlanan bugünün uygarlığı bilgi ile temasta ‘unutmayı’ aranan bir nitelik kıldı. Sürekli bir değişim hâli, yeni şartlara seri bir biçimde adaptasyonu zorunlu kılarken mevcut bilgiyi unutup yeni bilgiyi öğrenme çabukluğu üzerinden işleyen bir süreç yarattı. Bilgi, “kullan at!” ve “yenisini edin!” gerilimi içerisinde, edinilmesi zorunlu, yenilenmesi ve güncellenmesi kaçınılmaz olan bir nitelik kazandı. Tüketim kültürü ile şekillenen ve piyasa şartları içerisinde oluşan isterlere anında yanıt vermesi beklenilen, gerekli ve elverişli olduğu düşünülen ne ise o ve onun bilgisi, ‘bilgi’ statüsü kazandı. Yaşanılan bu köklü değişim ve dönüşüm, ‘paidea’ kavramını Yunan bilgelerinin kullanmasından bu yana geçen 2000 yıllık bir süreçte, en radikal bir biçimde son 20-30 yılda gerçekleşti. Bu durum, eğitimin temel aktörleri olan öğretmen ve öğrencinin rollerini radikal bir biçimde etkilerken, yetişkin ve çocuk kategorilerini de metamorfoza uğratarak sanayi toplum yapısına göre dizayn edilen bir eğitim sistemi ve modellemesini hükümsüz kıldı.

Eğitim sisteminin bütün kademelerinde, üniversite giriş sınavından kamuya personel alımı için gerçekleştirilen sınavlara kadar,ölçme ve değerlendirmenin ‘hafıza’ odaklı bir biçimde gerçekleşmesi,  ezber kuvvetini maharet olarak öne çıkaran yanıyla ölçtüğü her ne ise; bugün itibariyle hız, çabukluk ve adaptasyon gibi öne çıkan vasıflara karşıt bir yerde duruyor. Çabuk unutmanın, yeni davranış örüntülerini içselleştirebilme yeteneğinin aranan özellikler arasına girdiği bir nokta işlevsizliği aşikâr hâle gelen bir yapının; yasal dayanakları, kurumsal işleyişi ve içeriği ile yüzyılın başındaki amaçlılığından milim uzaklaşmaması, çağa ait yakıcı sorunların konu edilmesini de sürekli bir tehire mahkûm ediyor. Mevcut olanın işlevsizliğini daha bir görünür kılmakla birlikte mesele salt yeni durumun koşullarına ayak uydurma meselesi de değil.Toplumsal üretim ve denetim aracı olarak yegâne fail konumunu modern dönemle birlikte kazanan modern ulus-devlet siyasal bir içerik yüklemesi ile makbul vatandaşın imal ve icat edileceği bir mahal olarak eğitim kurumlarını ‘zorunlu’ hâle getirmişti. Zorunlu eğitim, eğitime dair bir kaygının neticesinden çok politik amaçlılığı içerisinde yerine göre son derece kaba bir devlet-toplum ilişkisinin de fiili bir biçim aldığı süreçten ibaretti. Eğitimin, hak ihlallerinin fütursuz bir biçimde gerçekleştiği bir alan olması,işlevsizliğine ilaveten gayri insani yapısını da iyice çekilmez kılmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.