Ali Aydın

Half Nelson

20.12.2018
Half Nelson

Amerikan bağımsız sinemasının eğitim temalı filmlerinden biri olan 2006 yılı yapımı ‘Half Nelson’, sistem eleştirisini alışılmışın dışında bir tarzda, keş bir tarih öğretmeninin bakış açısıyla yapıyor. Filmografisinde başka ciddi bir filme rastlamadığımız Ryan Fleck, yazıp yönettiği filmde sıra dışı bir işe imza atmış, Ryan Gosling de hafızada iz bırakacak bir karakter çıkarmış. Yönetmenin, hikâyenin içine yedirdiği alt metinlerin yanı sıra kullandığı hareketli kamera ve çekim tekniği gerçekliği artıran bir rol oynamış. Gosling de kendisine Oscar adaylığı da getiren inanılmaz doğal oyunculuğuyla filmi sahici kılmış.

Filmin belli bir konusu yok aslında. Tamamen siyah öğrencilerden oluşan bir okulda müfredatın dışında kalmaya özen göstererek aykırı tarzda eğitim veren bir Tarih öğretmenin hayatından birkaç aylık kesiti bizimle paylaşmasından ibaret. Dan Dunne, yalnız ve melankolik bir adam. Uyuşturucu bağımlısı. Sevgilisi onu terk etmiş. Arada sırada olmadık zamanlarda karşısına çıkıveren eski kız arkadaşı başkasıyla nişanlanmış ama belli ki tam olarak kopamamışlar. Kırgın olduğu bakışlarına yansıyan hüzünden anlaşılabilen Dan’ın eski kız arkadaşıyla gerçekleşen bu karşılaşmaları bunalımlarını artırıp uyuşturucuya kaçmasına neden olmaktan başka işlev görmüyor. Ailesiyle de yabancılaşmış Dan. Yanlarına çok nadir gittiği ailesinden duygusal ve düşünsel olarak kopalı epey zaman olmuş.

Dan, özel hayatında kasvetli bir ruh haline sahipken sınıfta çok farklı bir kişilik sergiliyor. ‘Onlar beni meşgul ediyorlar’ dediği öğrencilerine temas edebiliyor. Aynı zamanda okulun basketbol takımını çalıştıracak kadar da onlarla olmaktan mutlu. ‘Öğrencilerime ne öğretmeliyim, onlara nasıl yardım edebilirim’ kaygısını taşıyarak, ‘Bir insanı değiştirebilirsem hepsini değiştirebilirim’ diye baktığı öğrencilerinden Drey ile sıra dışı bir arkadaşlığı olan Dan’ın yazarlık yönü de olduğunu ‘karşıt güçler ve değişim’ üzerine yazmak istediği bir roman projesinden bahsettiğinde anlıyoruz.

Uyuşturucu bağımlısı ve bohem bir hayat yaşıyor Dan, fakat hiç de içine kapalı, dünyadan soyutlanmış biri değil. Takıldığı barda karşılaştığı veya evine götürdüğü kadınlara sürekli kendinden, görüşlerinden bahsedebilen biri. 

Öğrencilerine okul idaresinin baskısına rağmen resmî müfredatın dışında bilgiler veriyor. ‘Sivil haklar hareketi ‘ konulu dersi kendisine verilen programın tamamen dışına çıkarak kendi hayatına, kişiliğine de sindirdiği tezatlar teorisi doğrultusunda işliyor.

Derslerde Amerikan yakın tarihinden siyah beyaz görüntüler eşliğinde, belgesel tadında bilgiler veriyor ve tüm bu bilgileri tamamen eleştirel hatta devrimci bakış açısıyla anlatıyor. Evindeki kitapları arasında Malcolm X’in ‘Konuşmalar’ kitabı, sınıfının duvarında Mandela’nın fotoğrafı basılı kocaman bir afiş bulunan Dan’ın, öğrencilerine anlattığı anekdotlara bakarak yaklaşımını anlayabiliriz;

 ‘1971’de bir Amerikan hapishanesinde 1200 mahkumun, insanlık dışı cezaevi koşullarının iyileştirilmesi için hapishane yönetimini rehin almaları üzerine yapılan operasyonda 29 mahkum ve 10 rehine polis güçlerince öldürülür. Komisyonun raporuna göre bu olay 19. Yüzyılda Amerika’daki iç savaş kapsamında katledilen Kızılderililerin ardından ikinci en kanlı katliamdır.’

Yine öğrencilerine izlettiği yakın tarihe dair videoda muhtemelen işçi sendikası lideri biri, kitleye nutuk atmaktadır;

‘Sistemin son zamanlardaki müdahaleleri ayyuka çıktı. Bu sizi yürekten yaralıyor. Buna göz yumamazsınız. Göz yumamayacağınız gibi bu sistemi çalıştıran dişlilerin arasına vücutlarınızı siper etmek zorundasınız. Şanzımana, tekerleklere müdahale etmeli ve bunu durdurmalısınız. İnsanlara bu makineyi kimin çalıştırdığını, onun asıl sahibinin kim olduğunu göstermelisiniz. Çünkü siz özgür olmadıkça bu makine sizi sindirmeye devam edecek.’

Video biter, öğrencilerine döner ve bu makine ne olabilir diye sorar.

Aldığı cevaplar çeşitlidir; robotlar, hapishaneler, beyazlar…

En son, ‘okul’ cevabını veren öğrencisine hatta bütün eğitim sistemi makinenin parçası diyen Dan, başka bir çocuktan ‘O zaman sen de makine olmuyor musun? Hem beyazsın hem de öğretmen olarak okulun bir parçasısın’ cevabını alır.

Bunun üzerine der ki; ‘Ben de öyleyim siz de öylesiniz. Her şey karşıt güçlerle alakalı. Makineye karşıyız fakat onun bir parçasıyız. Ben devlet için çalışıyorum okulun bir parçasıyım ama aynı zamanda bu makinenin ürettiği politikaların çoğuna karşıyım. Siz okula geliyorsunuz ama aynı zamanda okuldan nefret ediyorsunuz değil mi? ‘

Tarihteki dönüm noktalarını önemsiyor, güçsüzün,  güçlenince güçlünün fıtratına dönüştüğünü vurguluyor. Tarih nedir sorusuyla başladığı ilk derste, cevabı karşıtlık ve değişim olarak veriyor. Tarih diyor; zamanla değişime uğrayan bir öğretidir. Değişim karşıtlıklar üzerinden gerçekleşir. Hakikat teke indirgenemez. Tezatların mücadelesi üzerinden değişim gerçekleşir. Uzak doğu bunu Yin ve Yang felsefesi doğrultusunda hayata geçirebildi fakat Batı bunu anlayamadı, doğrunun tek olduğu üzerinden kurguladı hayatı diyor özü itibariyle.

Amerikan toplumunun %72’sinin kitle imha silahlarını desteklediğini, bunun acı verici olduğunu belirterek ‘fakat tek bir kişi olarak ben ne yapabilirim’, ‘hiç kimse tek başına bir şey ifade etmez’ gibi cümleler kuran Dan, aynı zamanda şunları da söyleyerek hepten umutsuz olmadığını anlatmak ister gibidir. ‘Nefes alır nefes verirsiniz. Bunu her yapışınızda bir öncekinden biraz olsun farklılaşırsınız. Sürekli değişiriz ve bazı değişimleri kontrol edemeyeceğimizi bilmek önemli bir detaydır. Ama edebileceklerimiz de vardır.’ 

Film, bağımsızlığından aldığı güçle CIA’nın, Şili’de Allende hükümetinin devrilip binlerce insan infaz edilirken yardım ettiğini ve desteklediği Pinochet’nin katliamlarına ön ayak olduğunu bağımsız bir öğretmenin dilinden yüksek sesle haykırabiliyor.

Dan Dunne’nin, Shareeka Epps’in dikkat çekici derecede iyi oyunculukla canlandırdığı öğrenci Drey ile olan sıra dışı arkadaşlığına değinmeden geçmek filmi eksik okumak anlamına gelebilir. Drey de öğretmeni gibi yalnız ve mutsuz bir insan. Ortalıkta hiç görünmeyen ilgisiz bir baba, sürekli fazla mesaiye kalan güvenlik görevlisi anne ve hapiste olan çete üyesi ağabeyden oluşan sorunlu aile ortamında kendine kişilik arayan biri.

Zamanından önce büyümüş, akranlarının gündemine değemediği için yabancı kalan, büyükler gibi davranan Drey, kendisine rol model olarak hapisteki ağabeyinin uyuşturucu satıcısı arkadaşını mı yoksa tarzından etkilendiği öğretmenini mi alacağına karar veremiyor. Arkadaşlıklarının birbirlerine katkısı anlamında film boyunca öğretmen mi Drey’i torbacı olmaktan koruyor yoksa Dreymi hocasını uyuşturucu bataklığından kurtarmaya çalışıyor şaşırıyorsunuz. Tabii film bunu gözünüze sokarak yapmıyor hayatın doğal akışı içinde vermeyi tercih ediyor.

Filmin en çarpıcı sahnelerinin de büyük kısmı öğrencisi ile hocası arasında geçiyor. Okulun tuvaletinde aldığı uyuşturucu sonrası yaşadığı krizde öğrencisine yakalandığı sahnede, Drey tuvaletin kapısını açtığında Dan’ın bakışları unutulmazdı. Filmde buna benzer iz bırakan ve tekrar görme isteği uyandıran pek çok sahne yer alıyor.

Sahnenin devamında geçirdiği kriz nedeniyle boylu boyunca yere uzanıp kendine gelmeye çalışırken, çocuğun elinden tutup ‘beni bırakma, sadece bir dakika kal’ demesi yalnızlığın yarattığı tahribatı gösterdiği gibi çocuktan güç alarak kurtulma çabasına da işaret ediyordu. Her ikisinin de hayat çizgisinde dönüm noktası olabilecek sahne ise kızın uyuşturucu dağıttığı evlerden birinde karşılaştığı Dan’ın elinden para aldığı sahneydi ki yine pek çok duyguyu alabileceğiniz bakışlar, sonrasında birçok şeyin değişeceğine işaret ediyor gibiydi. Aynı bakışlarla bir de eski sevgilisinin nişanlandığını öğrenmesine neden olan yüzüğü fark ettiğinde karşılaşıyoruz. Tek kelime etmeden olayın trajikliğini, o anki duygu karmaşasını ve yürek burkulmasını yansıtabilmeyi başarmış.

‘Bizler günahkârız ama iyi olmak için çabalamalıyız’ gibi bir felsefeyle ‘iyi’ olmak isteyen, sistemin çirkefini görüp dışında kalmaya çabalayan, bunu yaparken de hayata yabancılaşan, tezatlar çatışması tezini tüm hayatına giydirmiş olan, ikinci şansların her zaman bulunmayacağını, iyi değerlendirmek gerektiğine inanan Dan, çıkış yolu bulabilecek midir yoksa bir kaybeden olarak çarkların dişlileri arasında çiğnenerek silinip gidecek midir?

Dan, asla idealize edilebilecek bir insan değil. Bunalımlı, bağımlı ve tezatlarla dolu biri. Fakat bu, onun iyi bir eğitimci ve ondan öğreneceklerimiz olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Dayatılan resmi, kuru, yavan müfredatı değil de öğrencilerini; sorgulamaya, eleştirel bakmaya, özgür düşünmeye yönlendirmesi ve öğrencilerine olan yaklaşımıyla örnek alınabilecek bir eğitimci.  Bu yönleriyle, sadece verilen görevi yapan, müfredatın dışına çıkmayı aklından bile geçirmeyen, öğrencinin ruhuna temas edemeyen, standart memur zihniyetli öğretmenlerin hakim olduğu eğitim camiamızın bu tarz filmleri izlemesi gerektiği gibi sınav merkezli eğitim mantığının zorladığı belli kazanımları yükleme amaçlı belirlenmiş, hayatı teğet geçen, ruhsuz bir müfredatı dayatan eğitim yöneticilerimizin de alabileceği şeyler barındıran bir film olduğunu düşünüyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.