Ali Aydın

“Nasıl”dan önce “Niçin” sorusu

20.12.2018
“Nasıl”dan önce “Niçin” sorusu

Bilindiği gibi zorunlu eğitim pratiğinin yaklaşık iki yüzyıllık bir mazisi var. Belirli yaş aralığındaki bir nüfusun belirlenmiş mekânlarda, belirli bir zaman aralığında, belirli kişiler tarafından ve belirli bir müfredat üzerinden eğitim-öğretime tabi tutulması insanlık tarihi açısından esas itibariyle yeni bir duruma işaret etmektedir. Bu düzenlemeyi ve düzeneği mümkün kılan sosyal, ekonomik ve siyasal koşulların temelde sanayi devrimi ile beliren sosyal ekonomik toplumsal yaşam ile yeni dönemin siyasal formülasyonu olan modern devlettir.

Osmanlı modernleşme sürecinde karşımıza çıkan ve gittikçe yaygınlaşan modern eğitim kurumları Batıdaki emsallerinin anlam dünyasından beslenmiş, onları model alarak yapılandırılmışlardır. İstenilen, arzu edilen, tahayyül edilen donanımdaki bir toplumun bu eğitim kurumlarında “üretilebileceği” inancı ile motive olan siyasal yapı iki yüzyıldır bu motivasyonla hareket etmeyi kesintisiz sürdürmektedir.

Modern eğitim kurumlarını hem sayı hem de yaygınlık olarak arttıran Sultan Abdulhamit, Devlet-i Aliye’nin kurtuluşunu bu okulların kurtarıcı pratiğinden beklemekteydi. Çöken imparatorluğun derlenip toparlanmasını, eski günlerin ihtişamına tekrar dönülmesini sağlayacak temel ve öncelikli alanın eğitim-öğretim düzeneği üzerinden sağlanacağını varsaymaktaydı.

1923’te kurulan Yeni Cumhuriyet, eğitim-öğretim sistemine ilişkin yaklaşımını farklılaştırmadan muhafaza etmiştir. Pek çok yasal düzenlemeyle eğitim-öğretim sistemi mutlak anlamda devlet tekeline alınmış ve eğitimin “toplum-yaşam kurucu” rolü fetişleştirilerek uygulamaya konulmuştur. Yeni Cumhuriyetin ideolojik parametreleri ve ekonomik sistemin ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte insanların yetiştirilmesi için seferber edilen eğitim-öğretim düzeneği, Osmanlıdan devralınarak getirilen yapısı üzerinden yürütülmüştür. Mekanizma muhafaza edilmiş, muhkem hale getirilmiş ve verilecek eğitimin nasıl olması noktasında sisteme müdahalelerde bulunulmuştur. Örneğin tarih tasarımı yeniden yapılmış, sistemdeki dini-kültürel unsurlar tasfiye edilmiş oların yerine miliyetçi-ideolojik dozajı yüksek, pozitivist karakteri baskın bir içeriklendirme yapılmıştır.

Çok partili hayata geçişle birlikte dönemin siyasal atmosferine göre kısmi düzenlemelere konu olmakla birlikte eğitim sisteminin yapısal karakteri varlığını muhafaza ederek bugünlere gelmiştir.

Ak Parti hükümetleri döneminde de eğitim-öğretim sistemi pek çok düzenlemeye konu olmuştur. Derslik sayısının artışı, öğretmen atamaları, Andımız’ın, Milli Güvenlik Dersleri’nin kaldırılması, Kılık-kıyafet yasaklarının son bulması, FATİH Projesi, Meslek Liselerinin önündeki katsayı engellerinin kaldırılması gibi pek çok uygulama hayata geçirilmiştir.  Özellikle son dönemlerde seçmeli Kur’anı-ı Kerim, Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel Dini bilgiler gibi seçmeli dersler sisteme girmiştir.

Dikkatli bir şekilde bakıldığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte eğitim düzeneği nasıl korunup muhafaza altına alınmışsa Yeni Türkiye vurgularının dile getirildiği bugünlerde de Cumhuriyet döneminin başından itibaren aşırı yüklemeler yapılmış eğitim düzeneği aynen muhafaza edilerek bugünlerde yaşatılmaktadır. Ak Parti’nin “dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” iddiası dikkat edilirse “Kemalist nesiller yetiştirmek” için yapılandırılan “tezgah”ı sorgulama ihtiyacı hissetmeyen bir okumaya dayanmaktadır. Seçilecek derslerin arttırılması, imam hatip okullarının sayılarının arttırılması ile arzu edilenin hayata geçirileceğini varsaymaktadır. Osmanlının, Kemalistlerin hatta zorunlu eğitim düzeneğini tavizsiz uygulayan tüm ülkelerin yaşadığı krizi, sistemin içeriğine yapılacak birkaç müdahaleyle aşabileceğini zanneden naif bir eğitim okuması ile karşı karşıyayız.

Sadece Hükümete, Siyasi Partilere, Siyasi görüşlere has olmayan bu durum maalesef tüm eğitim bileşenleri tarafından da kabul edilen bir okumadır.  Eğitim ile ilgili STK’lardan tutun Sendikalara değin esaslı, yapısal bir sorgulama ve arayışın emareleri bulunmamaktadır. Herkes “nasıl bir eğitim” sorusunun peşinde yol alarak kendi dünyasını yaşatabileceğini, yeşertebileceğini düşünmektedir. Oysa tarihin önümüze koyduğu ve ders alınmayı bekleyen yapıcı bir tecrübe var. Aktörlerde değil, düzenekte problem var. Osmanlı’nın beceremediğini, Cumhuriyet’in beceremediğini Yeni Türkiye, düzeneği değiştirmeden nasıl becerecek? “Nasıl” sorusu önemli bir sorudur ancak daha öncelikli, daha derin olan bir “niçin” sorusu sorulmamışsa, hakkı verilmemişse “nasıl” sorusu havada kalmaya mahkûmdur. Nasıl sorusunun karşılığı Sultan Abdulhamit için hüsran,  Kemalistler için hayal kırıklığı oldu, soru değişmezse aynı sonu yaşamak AK Parti için de mukadderdir. O halde yapılması gereken “Nasıl bir eğitim?” sorusunun peşinden koşmak yerine önce ve öncelikle “Niçin eğitim?” sorusunu dert etmektir.

ETİKETLER: , ,
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.