Ali Aydın

Anayasa ve eğitim

21.12.2018
Anayasa ve eğitim

1982 Anayasasında eğitim ile ilgili hükümleri alt alta koyduğumuzda herhangi bir değerlendirme yapılmasa dahi söz konusu hükümlerin okunduktan sonra zihinlerde bıraktığı tema, özgürlükler aleyhine nasıl bir manzaranın olduğunu göstermektedir. Söz konusu hükümlerin yanında kaynaklık ettikleri alt metinler de (ilgili kanun ve yönetmelikler) dikkate alındığında Türkiye’de eğitim sistemimizin ne ile malul olduğu açığa çıkmaktadır.

Mevcut anayasada “Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi” başlığı altında yer alan 42. madde ve “Din ve Vicdan Hürriyeti” başlığını taşıyan bölümde yer alan din eğitim ve öğretimi ile ilgili 24. madde çerçevesinde yapılandırılmış bir eğitim sistemimiz var.

Hızlı ve üstünkörü bir okumada, ilgili maddelerde yer alan devlet, denetim, gözetim, devletin belirlediği esaslar türünden kavramların, metinde yer alan bütün sözcükleri adeta bir vakum vazifesi görerek içine çektiği görülecektir. Tipik bir 18-19.yüzyıl modern devlet tavrının ısrarlı bir biçimde anayasada sürdürüldüğünü söyleyebiliriz.

NELER OLMALI?

Kitle iletişim araçlarının bilgi için bir kaynak çeşitliliği yaratarak bilgiyi demokratikleştiren yan etkileri de düşünüldüğünde devletin temel bir esasa referansla belirli bir tip vatandaşı üretme ve topluma düzen verme arzusu günümüzde sürdürülemez gözükmektedir.

Yeni anayasa tartışmalarının yapıldığı ülkemizde sürece katkı sunan herkesin öncelikle fark etmesi gereken şey; eski hâlin muhal olduğu gerçeğidir. Bu çerçevede eğitime ilişkin düzenlemeler yapılırken eğitimin modern anlamı mutlaka sorgulamadan geçirilerek bir hasar tespiti yapılmalıdır. Aşağıdaki başlıklar çözülmeyi bekleyen sorunların başlıkları olarak değerlendirilebilir.

Toplumun Çoğulcu Yapısı Esas Alınmalıdır

Toplumun homojen bir bütün olmadığı gerçeğinden hareketle ve “hayali cemaat” yaratma sevdasından vazgeçilerek sosyolojik gerçekle örtüşen ve farklılıkları dışlamayacak bir anlayışla toplumun tüm bileşenlerini dikkate alan bir söylem ve eylem içinde olunmalıdır.

Devletin Eğitim Üzerindeki Tekeli Sona Ermelidir

Devletin büyük bir arzuyla yürüttüğü eğitim üzerindeki gözetim-denetim mekanizması gözden geçirilmelidir. Özellikle sivil alanın belirleyici aktör olarak eğitim alanına müdahil olmasının önü açılmalıdır. Eğitim faaliyetlerinin bürokratik hegemonya üzerinden yürütülmesine son verilmelidir.

İdeolojik Eğitime Son Verilmelidir

Eğitim mutlak anlamda devletin ideolojik aygıtı olma pozisyonundan çıkarılarak devletin eğitim üzerinden devşirme yetiştirme sevdasından vazgeçilmelidir. Temel zorunlu dersler dışında uygulanacak program ve müfredatın okul açanlar ya da okuldan yararlananların istek, görüş ve beklentileri doğrultusunda yapılandırılabilen esnek bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Din Eğitimi Devletin İşi Olmaktan Çıkarılmalıdır

Din eğitimi devletin iş ve işlemi olmaktan mutlaka çıkartılarak sivil alana bırakılmalıdır. Sosyolojik olarak zaten bu minval üzere yürütülen çalışmalarda devletin tekelci pozisyonunu terk ederek ilgisini kendi asli işlerine kaydırması mümkün kılınmalıdır.

Anadilde Eğitim Tabu Olmaktan Çıkarılmalıdır

Türkiye’nin siyasi tarihi tetkik edildiğinde görülecektir ki hem demokratik mücadeleler hem de siyasal alanın dönüşümü açısından toplumun şuuru, bürokratik önyargının hep önünde olmuştur. Türkiye hem tarihi hem de kültürel derinliği itibariyle çoğulcu yapısından kaynaklanan ve bugüne kadar görmezden gelinen pek çok meseleyi özgürlükler lehine çözüme kavuşturma potansiyeline sahiptir. Bu mesele bir kırmızıçizgi ya da tabu olarak kodlanmamalı sonraki uygulamaları bağlayıcı, engelleyici ve yasaklayıcı sınırlamalara gidilmemelidir.

Anayasa mutlaka özgürlük ve adalet ekseninde, bu ülkede yaşayan herkesin özgür insanlar olarak her alanda hak ettiği yeri almasının bir imkânı olarak düşünülmelidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.