Ali Aydın

Erdemsizler Ülkesi

08.01.2020
Erdemsizler Ülkesi

Hikâye, “Kitap Ülkesi”nde geçmektedir.
Alfabe toplumunun oluşturduğu bu ülkede kadın sesliler ve erkek sessizler büyüklü küçüklü hep bir arada yaşamakta; birlik ve beraberlik içerisinde satırları, paragrafları, sayfaları oluşturmakta, birbirlerine destek olarak “anlam”ı meydana getirmektedirler. Hanımların ve beylerin aynı değerde olduğu bu ülkede “Anlam”ın oluşmasında herkesin görevi ve bu görevden doğan sorumluluğu vardır ve harflerin atası Soru İşareti’nin “Bir arada olmak erdemdir!” hikmetli ifadesinde vücut bulan bir anlayışa sahiptirler.

Bir gün civar alfabe toplumlarından üç yabancı misafir gelir kitap ülkesine. Sonraki zamanlarda “Büyük Felaket Günü” olarak anılacak o gün gelen konuklar Bay Q, Bay W ve Bay X’tir ve nereden geldikleri bilinmeyen bu üç yabancı, Kitap Ülkesi’nin sakinlerince şeref konuğu olarak en güzel satırlarda, en özel sayfalarda ağırlanırlar.
Ancak kitap ülkesine huzur ve mutluluğu çok gören bu yabancılar gıpta ile baktıkları birlik içindeki alfabe toplumuna “mukayese” yapmayı öğretirler. Giriş Meydanı’nda yapılan veda töreninde konuşma yapan Bay Büyük X, konuşmasını Bayan Büyük A’nın bu toplumun efendiliğine çok yakıştığını, bayan sesliler olmasa bay sessizlerin iki lafı bir araya getiremeyeceğini ifade ederek bitirir.
Bu konuşma itibarıyla huzur toplumu mukayese virüsü kapmıştır.

Mukayese tanrısı zihinleri kısa sürede ele geçirecek, önce Bayan Büyük A’nın önderliğinde bayan sesliler üstünlük ve efendilik ayrımı koyacaklar, sessizlerin buna güçlü itirazıyla da toplum iki ana kanada bölünecektir: Sesliler ve Sessizler!
Aldıkları kat’i karar gereği birbirlerinin üstünlüğünü kabul edene kadar her iki taraf da aynı satırda bulunmayacaktır.

Aslında üçüncü bir taraf daha vardır: Azınlıktaki Bay Büyük Yumuşak G ve Küçük Yumuşak G farklıdırlar, farklı hissetmektedirler. Erildirler ama bayan seslilere daha yakın hissetmektedirler. Dışlanmaları için fazla sebep aramaya gerek duyulmayacaktır.

Kitap Ülkesi’nin Önsöz, Giriş ve Sonuç meydanları hararetli toplantılara sahne olmakta, sesliler Bayan Büyük A’nın liderliğinde buluşmuşken sessizler bir türlü efendilerinin kim olacağına karar verememişlerdir. Tâ ki Bay Büyük K’nın mukayese yaparak kendi vücudunun yamuk olduğunu fark etmesi ve yamuk harfleri bir araya getirip “Yamukçuluk” ideolojisini kurmasına kadar. Hatta bayan sesliler arasında da yamuk harfler bulunması Kitap Ülkesi’ni yeni ayrımların ve yeni paydaların beklediğini göstermektedir.

Bölündükçe manipüle edilmeleri de kolaylaşmaktadır. Sabit ve istikrarlı bir “biz” olmadığı için değişen koşullara göre “öteki” üretilmektedir. Sesli olmakla birlikte yamuk olmadıklarını fark eden Bayan Küçük a ve e yaptıkları mukayese sonucu oval olmanın ne kadar erdemli olduğunu keşfedecek ve “Ovalcilik” ortaya çıkacaktır. Yamukçular da ovalciler de ben’i, biz’i olumlayarak öteki’ni aşağılama veya öteki’ni aşağılayarak kendini yüceltme taktikleriyle içeriyi manipüle etmektedir.

Alfabe toplumu Yamukçular ve Ovalciler arasında yeni bir katmana bölünürken kuytu satırlarda buluşan yuvarlak harfler, hem oval hem de yuvarlak olduklarının farkına varıp iki kere erdemli oldukları iddiasıyla Yuvarlakçılığın, düz çizgi şeklindeki harfler Çubukçuluğun, noktalı harfler de Noktacılığın peşine düşecektir.

Yeni ayrımlar inşa edilmiş, mikro milliyetçilikler üremiş, fraksiyonlar türemiştir. Hemen herkes diğerini ayrıştırıp dışlarken ayrıştırmanın faili, yaptığının doğal ve meşru olduğundan şüphe duymamaktadır. Her grup merkeze kendi grubunu alıp çevreyi kendi grubuna referansla değerlendirmektedir. Her grup için “erdem”in tek bir adresi vardır o da kendileridir. Parçası olunan taraf erdemin merkezi iken öteki olan nefretin öznesi haline getirilecek, ihanet suçlanacak, lanetlenecek olandır. İyiliği veya kötülüğü, erdemi veya erdemsizliği bir coğrafyaya, bir düşünce grubuna, bir din, mezhep ya da cemaate aidiyetle ilişkilendirmek gibi hastalıklı bir düşünme biçiminin sonucu toplum dağılmış, birlik çözülmüş, anlam yitmiş, erdem ortamdan savuşmuştur. “Tek hakikatçilik” alfabe toplumunu kuşatmış, ortalık hakikatten geçilmez olmuştur. Ben bizi alt etmiş, derinlik yüzeyselliğe feda edilmiştir.

Artık “anlam” tamamen buharlaşmıştır. Hiç kimse “anlam”ı müzakere etme, sorunu kavrama ve çözme derdinde olmayıp her grup “istenmeyen hemşehriler” oluşturmakla meşguldür. Tâ ki Büyük Felaket Günü’nün müsebbibi olan üç yabancı, Kitap Ülkesi’ne tekrar uğrayıncaya kadar. Üç yabancı huzur toplumuna mukayese aşısının tuttuğunu görmüştür ve kendi aralarında Kitap Ülkesi’nin içine düştüğü acziyeti istihza ile aşağılamıştır lakin bu üçlünün kitap ülkesi hakkındaki planları henüz bitmemiştir…

Yukarıda bir bölümünü betimleyerek yorumladığım, sıra dışı kurgusuyla öne çıkan roman değerli akademisyen Yusuf Çifci‘ye ait bir eser. Maarif Mektepleri Yayınları koleksiyonundan çıkan eserin ön sözünü “Toplumsal ve politik olarak köleleştirici olan ve erdemli olan diyalektiğine işaret eden bu anlatının ‘erdem’ merkezinde okunması ve ‘erdem peşindeki hayatlara’ dokunması dileğiyle…” bitiren Yusuf Çifci her şiirin, şarkının, filmin, romanın bir cümleden ibaret olduğunu düşünüyor ve bu eserinde şu iki cümlenin diyalektiğindeki çatışmanın peşine düşüyor:
“Erdem siyasete kurban edilebilir.” ya da “Siyaset erdeme kurban edilebilir.”
Erdemin kurban verildiği bir süreci farklı bir anlatıyla, keyifli bir üslupla ve yaşadığımız gerçeklikle örtüştürerek ibretle okumak için “Erdemsizler Ülkesi” sizi bekliyor.

Bekir Birbiçer

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.